فِى بُيُوتٍ أَذِنَ ٱللَّهُ أَن تُرْفَعَ وَيُذْكَرَ فِيهَا ٱسْمُهُۥ يُسَبِّحُ لَهُۥ فِيهَا بِٱلْغُدُوِّ وَٱلْءَاصَالِ · رِجَالٌ لَّا تُلْهِيهِمْ تِجَٰرَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَن ذِكْرِ ٱللَّهِ وَإِقَامِ ٱلصَّلَوٰةِ وَإِيتَآءِ ٱلزَّكَوٰةِ يَخَافُونَ يَوْمًا تَتَقَلَّبُ فِيهِ ٱلْقُلُوبُ وَٱلْأَبْصَٰرُ · لِيَجْزِيَهُمُ ٱللَّهُ أَحْسَنَ مَا عَمِلُوا۟ وَيَزِيدَهُم مِّن فَضْلِهِۦ وَٱللَّهُ يَرْزُقُ مَن يَشَآءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ
Fî büyûtin ezinallâhu en türfea ve yüzkera fîhe'smüh, yüsebbihu lehû fîhâ bi'l-ğudüvvi ve'l-âsâl · Ricâlün lâ tülhîhim ticâratün ve lâ bey'un an zikrillâhi ve ikāmi's-salâti ve îtâi'z-zekâh, yehâfûne yevmen tetekallebü fîhi'l-kulûbü ve'l-ebsâr · Li-yecziyehümüllâhu ahsene mâ amilû ve yezîdehüm min fadlih, vallâhu yerzuku men yeşâu bi-ğayri hisâb
"(O kandil,) Allah'ın yükseltilmesine ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerdedir. Oralarda sabah akşam O'nu tesbih eden kimseler vardır: ne ticaret ne alışveriş, onları Allah'ı anmaktan, namazı kılmaktan ve zekâtı vermekten alıkoyar. Onlar, kalplerin ve gözlerin ters döneceği bir günden korkarlar. Allah onları, yaptıklarının en güzeliyle ödüllendirsin ve lütfundan daha da artırsın diye. Allah dilediğine hesapsız rızık verir."
| Ayet | Beyt | Ne yapılıyor |
|---|---|---|
| 27 | büyûten ğayra büyûtiküm | İzinsiz girilmiyor |
| 29 | büyûten ğayra meskûne | İstisna |
| 36 | fî büyûtin ezinallâh | Allah'ın izin verdiği evler |
| 61 | büyûtiküm … büyûti âbâiküm … | Yemek âdâbı |
| İzah | Muhtevası |
|---|---|
| 1. Fizikî | Binaların yapılması, inşa edilmesi |
| 2. Manevî | Yüceltilmesi, temiz tutulması, kadrinin bilinmesi |
أَلْهَىٰ — kök ل-ه-و: oyalanmak, dikkati başka yöne çekilmek. Lehv — oyalayan şey. Kök Tekâsür 102/1'de (elhâkümü't-tekâsür) çözümlendi.
Yani kınanan şey ticaret değil, ticaretin dikkati tutmasıdır. Bu ayrım metinden okunur ve Cum'a 62/11'de kaydedilen ölçüyle uyumludur.
تِجَارَة ile بَيْع arasındaki fark klasik tefsirlerde şöyle kaydedilir: ticâret sürekli bir uğraşı, bey' tek bir alım satım işlemidir. Yani ayet hem sürekli olanı hem anlık olanı sayıyor.
تَقَلَّبَ — kök ق-ل-ب: çevirmek, ters döndürmek. Ve aynı kökten kalb (yürek) gelir — dilcilerin kaydettiği bağ: kalp, sürekli halden hale dönen şeydir.
Ayette kökün iki türevi yan yana: tetekallebü ve el-kulûb. Bir cinâs (aynı kökten kelimelerin yan yana gelmesi) oluşuyor.
| Ayet | Basar | Ne oluyor |
|---|---|---|
| 30-31 | yeğuddû min ebsârihim | İnsan bakışını indiriyor |
| 37 | tetekallebü fîhi … el-ebsâr | Gözler ters dönüyor — insanın elinde değil |
Yani karşılık, yapılanların ortalamasına değil, en iyisine göre veriliyor. Ve üzerine bir de artış ekleniyor: ve yezîdehüm min fadlih.
بِغَيْرِ حِسَابٍ — "hesapsız". Kelime iki türlü anlaşılabilir ve klasik tefsirlerde ikisi de nakledilir: ölçüsüz-sınırsız, ya da hesaba çekilmeden. Bir tercih dayatmıyorum.