لَّا تَجْعَلُوا۟ دُعَآءَ ٱلرَّسُولِ بَيْنَكُمْ كَدُعَآءِ بَعْضِكُم بَعْضًا قَدْ يَعْلَمُ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ يَتَسَلَّلُونَ مِنكُمْ لِوَاذًا فَلْيَحْذَرِ ٱلَّذِينَ يُخَالِفُونَ عَنْ أَمْرِهِۦٓ أَن تُصِيبَهُمْ فِتْنَةٌ أَوْ يُصِيبَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Lâ tec'alû duâe'r-rasûli beyneküm ke-duâi ba'diküm ba'dâ, kad ya'lemullâhu'llezîne yeteselleûne minküm livâzâ, fe'l-yahzeri'llezîne yuhâlifûne an emrihî en tusîbehüm fitnetün ev yusîbehüm azâbün elîm
"Peygamber'in çağrısını, aranızda birbirinizi çağırmanız gibi tutmayın. Allah, içinizden sıvışıp gizlice kaçanları bilir. Onun emrine aykırı davrananlar, başlarına bir belânın gelmesinden yahut acıklı bir azaba uğramaktan sakınsınlar."
| Okuma | Anlamı |
|---|---|
| 1 | Peygamber'in çağrısı — o çağırdığında, birinizin ötekini çağırması gibi görmeyin |
| 2 | Peygamber'e seslenmek — ona seslenirken birbirinize seslendiğiniz gibi seslenmeyin |
Ve ikinci okuma, Hucurât 49/2 ile doğrudan bir bağ kurar: orada ve lâ techerû lehû bi'l-kavli ke-cehri ba'diküm li-ba'd — "birbirinize bağırdığınız gibi ona bağırmayın" deniyordu.
تَسَلَّلَ — kök س-ل-ل: somut anlamı bir şeyi kılıfından yavaşça çekip çıkarmak. Selle's-seyfe — kılıcı sıyırdı. Ve tesellül: yavaşça, fark edilmeden çıkmak.
Kelimenin kökündeki resim kayda değer: kılıcın kınından çıkması, sessiz ve kademeli bir harekettir. Aynı kökten sülâle (bir şeyin özü, süzülüp çıkarılan) ve Türkçedeki "sülale" gelir.
لِوَاذ — kök ل-و-ذ: sığınmak, bir şeyin arkasına saklanmak. Lâze bihî — ona sığındı; melâz — sığınak.
Ve iki kelimenin bir arada kurduğu resim şudur: kişi çıkıyor, ve çıkarken bir şeyin arkasına gizleniyor — bir başkasının arkasına, bir kalabalığın gölgesine.
| Ayet | Davranış | Nasıl |
|---|---|---|
| 62 | yeste'zinûneke | Açıkça izin isteyerek |
| 63 | yeteselleûne … livâzâ | Gizlice, arkaya saklanarak |
İki ayet, aynı fiilin (ayrılma) iki biçimini karşı karşıya koyuyor. Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum.
Kök: ف-ت-ن. Bu kök Bakara 2/191 bahsinde ve Bürûc'de çözümlendi; oradaki kayıt: altını ateşte eriterek saflığını sınamak. Buradan hem "imtihan" hem "baskı, belâ" anlamları doğar.
| İzah | Anlamı |
|---|---|
| 1 | Dünyevî bir belâ — başa gelen bir sıkıntı |
| 2 | Kalpte bir bozulma — kişinin iç hâlinde bir kayma |
Ve fiil kayda değer: tusîbehüm — kök ص-و-ب. Bu kök Hucurât 49/6'da çözümlendi; oradaki kayıt: isabet etmek, hedefe varmak. Musîbet aynı köktendir.
Ve Hucurât'ta aynı fiil, yanlış habere göre hareket edenlerin bir topluluğa zarar vermesi için kullanılmıştı: en tusîbû kavmen bi-cehâletin.