كَذَّبَتْ ثَمُودُ ٱلْمُرْسَلِينَ · إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ صَٰلِحٌ أَلَا تَتَّقُونَ · إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ · فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ · وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Kezzebet Semûdü'l-mürselîn · İz kāle lehüm ehûhüm Sâlihun elâ tettekūn · İnnî leküm rasûlün emîn · Fettekullâhe ve etîûn · Ve mâ es'elüküm aleyhi min ecrin; in ecriye illâ alâ rabbi'l-âlemîn
"Semûd da elçileri yalanladı. · Hani kardeşleri Sâlih onlara demişti ki: 'Sakınmaz mısınız? · Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. · Öyleyse Allah'tan sakının ve bana uyun. · Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum; benim ücretim ancak âlemlerin Rabbine aittir.'"
Beş ayetin beşi de sûrenin ortak kalıbıdır; kelime tahlilleri 26/105-191 giriş bölümünde yapıldı ve tekrarlanmıyor.
Semûd, Kur'an'ın en çok andığı kavimlerden biridir ve bu tefsirde birçok yerde geçti: Kamer 54/23-31 (deve ve sayha), Fecr 89/9 (ellezîne câbû's-sahra bi'l-vâd — "vadide kayaları oyanlar"), Şems 91/11-15 (deveyi kesenler), Hâkka 69/5 (fe-ühlikû bi't-tâğıye), Zâriyât 51/43-45.
Şuarâ'nın kendine özgü katkısı, kavmin neyi kaybedeceğinin sayılmasıdır (146-149). Öteki sûreler deveyi ve helâki anlatır; Şuarâ önce sahip olduklarını sayıyor.