فَجُمِعَ ٱلسَّحَرَةُ لِمِيقَٰتِ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ · وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلْ أَنتُم مُّجْتَمِعُونَ · لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ ٱلسَّحَرَةَ إِن كَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَٰلِبِينَ · فَلَمَّا جَآءَ ٱلسَّحَرَةُ قَالُوا۟ لِفِرْعَوْنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجْرًا إِن كُنَّا نَحْنُ ٱلْغَٰلِبِينَ · قَالَ نَعَمْ وَإِنَّكُمْ إِذًا لَّمِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ
Fe-cümia's-seharatü li-mîkāti yevmin ma'lûm · Ve kīle li'n-nâsi hel entüm müctemiûn · Leallenâ nettebiu's-seharate in kânû hümü'l-ğâlibîn · Fe-lemmâ câe's-seharatü kālû li-Fir'avne e-inne lenâ le-ecran in künnâ nahnü'l-ğâlibîn · Kāle neam ve inneküm izen le-mine'l-mukarrabîn
"Böylece sihirbazlar belli bir günün buluşma vaktinde toplandı. · İnsanlara da denildi ki: 'Siz de toplanır mısınız? · Umarız sihirbazlara uyarız — eğer üstün gelen onlar olursa.' · Sihirbazlar gelince Fir'avn'a dediler ki: 'Üstün gelen biz olursak bize gerçekten bir ücret var mı?' · 'Evet' dedi, 'o zaman siz mutlaka yakınlarımdan olacaksınız.'"
Dizim nüktesi: edilgen çatı, işi yapanı gizlediği gibi işin genişliğini de bildirir. Şehir şehir toplayıcılar gönderilmiş (36), sihirbazlar getirilmiş, halk çağrılmış. Bunların hepsi tek bir fiile sığdırılıyor.
مِيقَٰت — kök و-ق-ت: belirlenmiş vakit. Mîkāt, "vakit" değil "vakti belirlenmiş buluşma"dır; kelime hac terimlerinde de bu anlamdadır.
Ve yevmin ma'lûm — "bilinen bir gün". Kur'an bu olayın hangi gün olduğunu söylemiyor. Tâhâ 20/59'da Mûsâ'nın kendi teklifi geçer: mev'ıdüküm yevmü'z-zîneti ve en yuhşera'n-nâsü duhâ — "buluşma vaktiniz süs (bayram) günüdür; insanlar kuşluk vakti toplansın". Şuarâ bu ayrıntıyı vermiyor; Tâhâ veriyor. İki metin çelişmiyor, biri ötekinden kısa.
Kur'an'ın vermediği ayrıntıya girmiyorum; hangi bayram olduğu, kaç sihirbaz geldiği gibi rivayetler nakledilir ama Kur'an'da yoktur.
Cümle bir soru gibi duruyor ama işi bir çağrıdır. Arapçada soru kalıbı teşvik için kullanılabilir. Türkçedeki "toplanır mısınız?" da aynı ikiliği taşır.
Ve kaydedilmesi gereken şudur: gösteri halka açıktır. Kapalı bir salonda değil, kalabalık önünde yapılıyor. Bu, sahnenin sonucunu belirleyecek olan şeydir: kırk altıncı ayette sihirbazlar secdeye kapandığında, bunu bütün halk görecektir.
| Okuma | Kim söylüyor | Dayanağı |
|---|---|---|
| Çağrıyı yapanlar | Görevliler / Fir'avn tarafı | Kīle li'n-nâs ile aynı cümlenin devamı |
| Halkın kendisi | Toplanan insanlar | Fiil çoğul birinci şahıs (nettebiu) |
Ama cümlenin içeriği, hangi okuma alınırsa alınsın aynı şeyi söylüyor ve kaydedilmelidir: in kânû hümü'l-ğâlibîn — "üstün gelen onlar olursa". Ölçü doğruluk değil, galibiyettir.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı kelimedir: cümle "haklı çıkarlarsa" ya da "doğru söylerlerse" demiyor. Yarışmayı kim kazanırsa ona uyulacak. Ve sûre bu cümleyi kurduktan on ayet sonra, yarışmayı kazananların kendilerinin taraf değiştirdiğini anlatacak (46-48). Yani ölçü kendi kendini bozuyor.
غ-ل-ب kökü: üstün gelmek, bastırmak. Kelime sûrede üç kez geçiyor (40, 41, 44) ve üçünde de sihirbazlar tarafına ait: iki kez halkın/sihirbazların beklentisi, bir kez kendi yeminleri. Dördüncü bir geçiş yok — çünkü galip gelmiyorlar. Bu, metinden doğrulanabilir bir veridir.
Ve sûrede beş peygamber, beş kez aynı cümleyi söyleyecektir: ve mâ es'elüküm aleyhi min ecrin (109, 127, 145, 164, 180) — "buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum".
| Sihirbazlar 26/41 | Beş peygamber (109, 127, 145, 164, 180) | |
|---|---|---|
| Kelime | ecr | ecr |
| Fiil | E-inne lenâ — "bize var mı?" | Mâ es'elüküm — "istemiyorum" |
| Kimden | Fir'avn'dan | Kimseden |
| Karşılığı | Mine'l-mukarrabîn — yakın olmak | Alâ rabbi'l-âlemîn — Rabbe ait |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı aynı kelimenin (ecr) sûrede altı kez geçmesidir: bir kez istenen, beş kez reddedilen. Ve sûre, ücret isteyenlerin sonunda ücretten vazgeçtiğini anlatacak (50-51). Yani ecr kelimesi sûrede bir ayraçtır: kimin neyi karşılığında konuştuğunu ölçer.
| Kullanım | Örnek | Yakınlık kime |
|---|---|---|
| Saray dili | Şuarâ 26/42 — Fir'avn'ın vaadi | Hükümdara |
| Ahiret dili | Vâkıa 56/11 (ülâike'l-mukarrabûn), Mutaffifîn 83/21 | Allah'a |
Vâkıa'de ve Mutaffifîn'de bu kelime çözümlendi ve tekrarlamıyorum.
Buraya eklenecek olan bir gözlemdir: Fir'avn ücret sorusuna "evet" diyor ve üstüne bir şey ekliyor — yakınlık. Yani teklif edilen şey para değil, konum. Ve sihirbazlar birkaç ayet sonra bu konumu reddedecekler: lâ dayra innâ ilâ rabbinâ münkalibûn (50). Karşılarına konan şey konumdu; bıraktıkları şey de konum oldu.