قَالَ نَكِّرُوا۟ لَهَا عَرْشَهَا نَنظُرْ أَتَهْتَدِىٓ أَمْ تَكُونُ مِنَ ٱلَّذِينَ لَا يَهْتَدُونَ · فَلَمَّا جَآءَتْ قِيلَ أَهَٰكَذَا عَرْشُكِ قَالَتْ كَأَنَّهُۥ هُوَ وَأُوتِينَا ٱلْعِلْمَ مِن قَبْلِهَا وَكُنَّا مُسْلِمِينَ
Kāle nekkirû lehâ arşehâ nenzur etehtedî em tekûnü mine'llezîne lâ yehtedûn · Fe-lemmâ câet kīle e-hâkezâ arşük, kālet ke-ennehû hû, ve ûtîne'l-ılme min kablihâ ve künnâ müslimîn
"Dedi ki: 'Onun tahtını tanınmaz hâle getirin; bakalım tanıyacak mı, yoksa tanımayanlardan mı olacak?' Geldiğinde: 'Senin tahtın böyle miydi?' denildi. 'Sanki o!' dedi. 'Bize bundan önce de ilim verilmişti ve biz teslim olmuştuk.'"
Kökün çekirdeği: tanınmamak, yabancı olmak. Nekira — tanımadı; münker — kabul görmeyen, yadırganan; nekire — belirsiz isim. Kök Lokmân 31/17-19'da işlendi (el-münker ve enkere'l-asvât). Tekrarlamıyorum.
Ve cümlenin devamındaki fiil ayrı bir köktendir: etehtedî (ه-د-ي) — "doğru bulacak mı." Yani soru "tanıyacak mı" değil, "yolunu bulacak mı" biçiminde kuruluyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı fiil seçimidir: sûre boyunca ه-د-ي kökü hidayet için kullanılmıştır (2, 24, 63, 81, 92). Burada aynı kök bir tanıma sınavı için kullanılıyor ve iki alan birbirine bağlanıyor: tanıdık olanı değişmiş hâliyle tanıyabilmek ile doğru olanı bulmak, aynı fiille adlandırılıyor.
Dizim gözlemi kaydedilmelidir: cümle bir teşbih edatıyla (ke-enne) kuruluyor ve benzetmenin iki tarafı da aynı zamirdir: hû ve hû. Yani "o gibi o."
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı cümlenin kuruluşudur: cevap, hem tanımayı hem tereddüdü aynı anda bildiriyor. Kesin konuşmadan doğru cevabı veriyor.
Ve bu, 32. ayetteki cümlesiyle uyumludur: mâ küntü kātıaten emran hattâ teşhedûn — "hiçbir işi kesip atmam." İki cümle de bir kesinlik geciktirmesidir. Bu, kıssa içinde doğrulanabilir bir tutarlılıktır.
| Okuma | Cümleyi kim söylüyor | Min kablihâ neye işaret ediyor |
|---|---|---|
| 1 | Melike | Bu mucizeden önce de bize bilgi verilmişti |
| 2 | Süleymân ve yanındakiler | Onun teslim oluşundan önce bize bilgi verilmişti |
Bir karine kaydediyorum, tercih olarak değil: cümlenin çoğul zamiri (ûtînâ, künnâ) ile bir önceki cümlenin tekil zamiri (kālet) arasında bir geçiş var; bu, iki okumadan hangisinin doğru olduğunu tek başına belirlemez.
Metinden doğrulanabilir olan şey şudur ve onu kaydediyorum: cümledeki iki kelime — el-ılm ve müslimîn — sûrenin iki omurgasıdır. Kıssanın bu noktasında ikisi bir arada geçiyor.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum; belirliliğin buradaki işlevi üzerinde kesin bir hüküm kurmuyorum. Kaydettiğim şey, kelimenin sûre içinde iki kez nekre, bir kez marife geçmesidir.