وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ · قُلْ عَسَىٰٓ أَن يَكُونَ رَدِفَ لَكُم بَعْضُ ٱلَّذِى تَسْتَعْجِلُونَ · وَإِنَّ رَبَّكَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى ٱلنَّاسِ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَشْكُرُونَ · وَإِنَّ رَبَّكَ لَيَعْلَمُ مَا تُكِنُّ صُدُورُهُمْ وَمَا يُعْلِنُونَ · وَمَا مِنْ غَآئِبَةٍ فِى ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ إِلَّا فِى كِتَٰبٍ مُّبِينٍ
Ve yekūlûne metâ hâze'l-va'dü in küntüm sâdikīn · Kul asâ en yekûne radife leküm ba'du'llezî testa'cilûn · Ve inne rabbeke le-zû fadlin ale'n-nâsi ve lâkinne ekserahüm lâ yeşkürûn · Ve inne rabbeke le-ya'lemü mâ tükinnü sudûruhüm ve mâ yu'linûn · Ve mâ min ğâibetin fi's-semâi ve'l-ardı illâ fî kitâbin mübîn
"'Doğru söylüyorsanız bu vaat ne zaman?' diyorlar. De ki: 'Acele istediğiniz şeyin bir kısmı belki de ardınıza düşmüştür.' Rabbin, insanlara karşı gerçekten lütuf sahibidir; fakat onların çoğu şükretmez. Rabbin, göğüslerinin gizlediğini de açığa vurduklarını da bilir. Gökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki apaçık bir kitapta bulunmasın."
ر-د-ف kökü Nâziât 79/7'de çözümlendi: birinin arkasından gelmek; ve özellikle birinin arkasına binmek. Redîf — bineğin arkasına binen. Ve o dosyada bu ayet zaten anılmıştı. Tekrarlamıyorum.
Kökün somut resmi burada işliyor ve bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: redîf, öndekinin göremediği ama hemen arkasında olan kişidir. Cevap, istenen şeyin uzaklığını değil, görülmemesini bildiriyor.
| Kayıt | İfade | Ne yapıyor |
|---|---|---|
| 1 | Asâ | "Belki" — kesinlik yok |
| 2 | En yekûne | Olma ihtimali |
| 3 | Ba'du'llezî | "Bir kısmı" — hepsi değil |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı üç kayıttır: cevap, sorunun cinsini değiştiriyor. Vaadin zamanı verilmiyor; yakınlığı bildiriliyor. Ve bu, 65. ayetteki hükümle uyumludur: ve mâ yeş'urûne eyyâne yüb'asûn — vaktin bilgisi kimseye verilmemişti.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: azabın gecikmesi bir güçsüzlük ya da bir kayıtsızlık olarak okunmasın diye, hemen ardından bir lütuf bildirimi geliyor. Aynı yapı Fâtır (Melâike) 35/44-45'te işlenmişti: orada da imkân bildirimi ile erteleme kararı yan yana konmuştu. Oraya dayanıyorum.
Ve kapanış kaydedilmelidir: ve lâkinne ekserahüm lâ yeşkürûn. Yani gecikme bir lütuftur ve lütfun karşılığı şükürdür — ama verilmiyor.
Ve fiilin öznesi kaydedilmelidir: sudûruhüm — göğüsleri. Yani gizleyen kişi değil, göğsün kendisidir.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: cümle, gizlemeyi bir irade fiili olarak değil, göğsün taşıdığı bir yük olarak anlatıyor. Ve karşısına mâ yu'linûn (açığa vurdukları) konuyor.
| Ayet | İfade | Kim söylüyor |
|---|---|---|
| 25 | Ve ya'lemü mâ tuhfûne ve mâ tu'linûn | Hüdhüd — Sebe' kavmi hakkında |
| 74 | Le-ya'lemü mâ tükinnü sudûruhüm ve mâ yu'linûn | Sûrenin kendisi — muhataplar hakkında |
İki ayette de aynı ikili var ve ikincisi yu'linûn kelimesiyle birebir aynıdır. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki ayetin örtüşmesidir: kıssada bir kuşun söylediği ölçü, kıssa bittikten sonra doğrudan muhataba uygulanıyor. Sûre, kıssasının içindeki cümleyi dışarı taşıyor.
غَآئِبَة — kök غ-ي-ب, 65. ayetteki el-ğayb ile aynı kök. Ve müennes kalıpta gelmesi üzerinde dilciler durur: ya mübalağa bildirir (çok gizli olan) ya da mahzuf bir mevsufun sıfatıdır (gizli olan her şey).
| Ayet | İfade | Ne |
|---|---|---|
| 1 | Âyâtü'l-kur'âni ve kitâbin mübîn | İndirilen kitap |
| 75 | İllâ fî kitâbin mübîn | Kayıt — gizli olanların bulunduğu yer |
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum ve iki kitabın aynı olduğu iddiasında değilim. Klasik tefsirlerde 75. ayetteki kitâbın ne olduğu üzerinde farklı görüşler nakledilir (Levh-i mahfûz, ilâhî ilim, amel defteri) ve tercih dayatmıyorum. Kaydettiğim şey, aynı terkibin sûrenin iki ucunda bulunmasıdır.
Ve 65. ayetle ilişkisi kaydedilmelidir ve bir çelişki bulunmadığını açıkça yazıyorum: 65. ayet gaybı bilenlerin kim olduğunu söylüyor; 75. ayet gaybın kayıtlı olduğunu söylüyor. İkisi aynı hükmün iki yüzüdür: kayıt vardır, ama kayda erişim yalnız O'nundur.