إِنَّكَ لَا تُسْمِعُ ٱلْمَوْتَىٰ وَلَا تُسْمِعُ ٱلصُّمَّ ٱلدُّعَآءَ إِذَا وَلَّوْا۟ مُدْبِرِينَ · وَمَآ أَنتَ بِهَٰدِى ٱلْعُمْىِ عَن ضَلَٰلَتِهِمْ إِن تُسْمِعُ إِلَّا مَن يُؤْمِنُ بِـَٔايَٰتِنَا فَهُم مُّسْلِمُونَ
İnneke lâ tüsmiu'l-mevtâ ve lâ tüsmiu's-summe'd-duâe izâ vellev müdbirîn · Ve mâ ente bi-hâdi'l-umyi an dalâletihim, in tüsmiu illâ men yü'minü bi-âyâtinâ fe-hüm müslimûn
"Sen ölülere işittiremezsin; arkalarını dönüp giderlerken sağırlara da çağrıyı duyuramazsın. Körleri de sapkınlıklarından çıkarıp yola getiremezsin. Sen ancak âyetlerimize inananlara işittirebilirsin; işte onlar teslim olmuş kimselerdir."
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı kaydın yalnız ikinciye eklenmiş olmasıdır: sağır olan biri, karşısında dururken yine de anlaşılabilir — dudak, işaret, temas. Arkasını dönüp giderken bu imkân da kalmıyor. Yani kayıt, imkânsızlığı tamamlıyor.
Ve Rûm 30/52-53'te bu ayetlerin neredeyse aynısı geçer ve orada işlendi. İki sûre aynı üç engeli aynı sırayla sayıyor. Tekrarlamıyorum; oraya dayanıyorum.
Bu ayetler, insanları "ölü, sağır ve kör" diye sınıflandıran bir hüküm cümlesi değildir. Cümlenin öznesi Peygamber'dir ve söylenen şey onun gücünün sınırıdır — nitekim fiiller onun fiilleridir: lâ tüsmiu, mâ ente bi-hâdî.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı fiillerin öznesidir: ayet, karşı tarafın durumunu tarif etmekten çok, elçinin ne yapamayacağını bildiriyor. Ve Kasas 28/56'da tablolanan sınır dizisinin bir halkası da budur.
Dizim nüktesi kaydedilmelidir ve dikkat çekicidir: cümle "inananlara işittirirsin" demiyor — men yü'minü diyor, muzâri fiil. Yani "inanmakta olan / inanacak olan."
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: kalıp, işitmeyi imanın sonucu değil, imanla birlikte olan bir şey olarak veriyor. Ve cümle fe-hüm müslimûn ile kapanıyor — sûrenin س-ل-م hattı burada, kıssanın dışında, son kez geçiyor.
| Ayet | İfade | Kim |
|---|---|---|
| 31 | Ve'tûnî müslimîn | Mektup |
| 38 | Kable en ye'tûnî müslimîn | Süleymân |
| 42 | Ve künnâ müslimîn | Melike |
| 44 | Ve eslemtü mea Süleymân | Melike |
| 81 | Fe-hüm müslimûn | İnananlar — kıssanın dışında |
| 91 | Ve ümirtü en ekûne mine'l-müslimîn | Peygamber |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı yukarıdaki tablodur: sûre, bir kıssanın içinde kurduğu kelimeyi kıssa bittikten sonra kendi muhatabına ve nihayet Peygamber'in kendisine uyguluyor. Kıssanın son cümlesi (44) ile sûrenin son bloğu (91) aynı kelimeyle bağlanıyor.