مَن جَآءَ بِٱلْحَسَنَةِ فَلَهُۥ خَيْرٌ مِّنْهَا وَهُم مِّن فَزَعٍ يَوْمَئِذٍ ءَامِنُونَ · وَمَن جَآءَ بِٱلسَّيِّئَةِ فَكُبَّتْ وُجُوهُهُمْ فِى ٱلنَّارِ هَلْ تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Men câe bi'l-haseneti fe-lehû hayrun minhâ ve hüm min feza'in yevmeizin âminûn · Ve men câe bi's-seyyieti fe-kübbet vücûhühüm fi'n-nâr, hel tüczevne illâ mâ küntüm ta'melûn
"Kim bir iyilik getirirse, ona ondan daha hayırlısı vardır ve onlar o gün dehşetten güvendedirler. Kim de bir kötülük getirirse, yüzleri ateşe kapaklanır. Yaptıklarınızdan başka bir şeyle mi karşılık göreceksiniz?"
Bu ikili Kasas 28/84'te işlendi ve orada asimetri tablolanmıştı. İki sûrenin ayetleri yan yana konabilir:
| Kasas 28/84 | Neml 27/89-90 | |
|---|---|---|
| İyilik | Men câe bi'l-haseneti fe-lehû hayrun minhâ | Aynı |
| Ek | Yok | Ve hüm min feza'in yevmeizin âminûn |
| Kötülük | Fe-lâ yüczâ… illâ mâ kânû ya'melûn | Fe-kübbet vücûhühüm fi'n-nâr + hel tüczevne illâ mâ küntüm ta'melûn |
Ve Kasas'de kaydedilen asimetri burada da geçerlidir ve tekrarlamıyorum: iyilik getirene daha iyisi, kötülük getirene yaptığı kadar. Bir tarafta artırma, öteki tarafta tam denklik.
Birincisi — ve hüm min feza'in yevmeizin âminûn. ف-ز-ع kökü 87. ayette geçmişti ve orada herkesin dehşete kapılacağı bildirilmişti. Bu ayet, o cümlenin istisnasını dolduruyor.
| Ayet | İfade | Kim |
|---|---|---|
| 87 | Fe-fezia men fi's-semâvâti ve men fi'l-ard illâ men şâallâh | Herkes — bir istisnayla |
| 89 | Ve hüm min feza'in yevmeizin âminûn | İyilik getirenler |
Bunu bir karine olarak kaydediyorum, kesin bir tefsir olarak değil: 87. ayetteki istisna (illâ men şâallâh) kapalı bırakılmıştı; 89. ayet aynı kökle bir grup adlandırıyor. İki ayet arasındaki bağ metinden doğrulanabilirdir; ama 89. ayetin 87'deki istisnayı tam olarak tanımladığını iddia etmiyorum.
ك-ب-ب kökü Mülk 67/22'de çözümlendi: bir şeyi yüzüstü devirmek, ters çevirip dökmek. Kebbe — devirdi, yüzükoyun attı; ekebbe — yüzüstü kapandı. Tekrarlamıyorum.
Ve fiilin öznesi kaydedilmelidir: vücûhühüm — yüzleri. Yani cümle "onlar atılır" demiyor; öznesi yüzdür.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: yüz, insanın tanındığı ve itibarının göründüğü yerdir. Ve sûrenin 34. ayetinde melike eizzete ehlihâ ezilleten demişti — itibarın ters çevrilmesi. Bu ayet aynı fikri bedensel bir resimle veriyor. Bunu bir örtüşme olarak kaydediyorum; bir kasıt iddiası olarak değil.
Ve Kâria bahsinde bu ayet anılmıştı (hâviye okumaları tartışılırken). Oraya dayanıyorum.
Cümle bir istifhâm-ı inkârîdir: soru biçiminde bir olumsuzlama. "Yaptığınızdan başkasıyla mı karşılık görürsünüz?" — yani başkasıyla görmezsiniz.
Ve şahıs değişimi kaydedilmelidir: cümle üçüncü şahısla başlamış (men câe, vücûhühüm), ikinci şahısla bitiyor (tüczevne, küntüm). Bu da bir iltifâttır ve 88. ayetteki geçişin aynısıdır.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: sûrenin son bloğunda iltifât arka arkaya iki kez geçiyor (88 ve 90) ve ikisinde de geçiş, hesabın muhataba bağlandığı yerde oluyor.