وَدَخَلَ ٱلْمَدِينَةَ عَلَىٰ حِينِ غَفْلَةٍ مِّنْ أَهْلِهَا فَوَجَدَ فِيهَا رَجُلَيْنِ يَقْتَتِلَانِ … فَوَكَزَهُۥ مُوسَىٰ فَقَضَىٰ عَلَيْهِ قَالَ هَٰذَا مِنْ عَمَلِ ٱلشَّيْطَٰنِ … قَالَ رَبِّ إِنِّى ظَلَمْتُ نَفْسِى فَٱغْفِرْ لِى
"Halkının habersiz olduğu bir sırada şehre girdi ve orada dövüşen iki adam buldu… Mûsâ ona bir yumruk vurdu ve işini bitirdi. 'Bu, şeytanın işindendir' dedi… 'Rabbim! Ben kendime zulmettim, beni bağışla' dedi."
Olay, sonucu gizlenmeden anlatılıyor ve Mûsâ'nın kendi değerlendirmesi de aktarılıyor: hâzâ min ameli'ş-şeytân, innî zalemtü nefsî.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: metin, bir peygamberin hayatındaki ağır bir olayı örtmüyor ve değerlendirmeyi de kendisine yaptırıyor. Ve olayın niteliği ayette adlandırılıyor: kasıtlı bir öldürme değil, bir müdahalenin beklenmedik sonucu. Vekeze — yumrukla vurmak; fe-kadâ aleyh — işini bitirdi.
Ve ertesi gün aynı adamla karşılaşma kaydedilmeye değer (18-19): yardım istediği kişi, yine kavga hâlindedir. Mûsâ'nın ona söylediği söz metinde geçiyor: inneke le-ğaviyyün mübîn — "sen gerçekten apaçık bir azgınsın."
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı ayetin sırasıdır: kıssa, mazlum tarafta duranın da sınanmadan geçtiğini gösteriyor. Yani "güçsüz düşürülen" olmak, davranışın doğruluğunu kendiliğinden getirmiyor — ve bu, sûrenin beşinci ayetindeki vaadin yanına konmuş bir kayıttır.
وَجَآءَ رَجُلٌ مِّنْ أَقْصَا ٱلْمَدِينَةِ يَسْعَىٰ (20) — "şehrin öbür ucundan koşarak bir adam geldi."
Aynı kalıp Yâsîn 36/20'de de geçer (ve câe min aksa'l-medîneti racülün yes'â). İki yerde de adı verilmeyen biri, koşarak gelip bir şey haber veriyor. Bu, metinden doğrulanabilir bir örtüşmedir.