وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَقُولُ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ فَإِذَآ أُوذِىَ فِى ٱللَّهِ جَعَلَ فِتْنَةَ ٱلنَّاسِ كَعَذَابِ ٱللَّهِ
"İnsanlardan öylesi vardır ki, 'Allah'a inandık' der; Allah uğrunda eziyet gördüğünde ise, insanların verdiği sıkıntıyı Allah'ın azabı gibi sayar."
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı benzetme edatıdır (kâf): ayet, korkunun varlığını değil, ölçeğin şaşmasını teşhis ediyor. Geçici ve sınırlı olan bir baskı, kalıcı ve sınırsız olanla aynı ağırlıkta tartılıyor. Kişi inkâr etmiyor — yanlış bir tartı kullanıyor.
فِتْنَة — kök ف-ت-ن: altını ateşte eriterek saflığını sınamak. Kök Bürûc'de ve Bakara 2/191'de işlendi. Tekrarlamıyorum.
Kökün bu sûredeki yeri kaydedilmeye değer: ikinci ayette lâ yüftenûn (sınanmayacaklar) diye geçmişti; burada aynı kök, insanın verdiği sıkıntı için kullanılıyor. Yani sınanma soyut bir kavram olarak kalmıyor — somut bir baskı olarak adlandırılıyor.