وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَنُبَوِّئَنَّهُم مِّنَ ٱلْجَنَّةِ غُرَفًا تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا نِعْمَ أَجْرُ ٱلْعَٰمِلِينَ · ٱلَّذِينَ صَبَرُوا۟ وَعَلَىٰ رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ
"İman edip sâlih ameller işleyenleri, cennette altlarından ırmaklar akan odalara yerleştireceğiz… Çalışanların karşılığı ne güzeldir! Onlar sabreden ve Rablerine dayananlardır."
لَنُبَوِّئَنَّهُم — kök ب-و-أ: bir yere yerleştirmek, konaklatmak. Kelime oturulacak yeri hazırlamayı bildirir.
غُرَف — odalar. Zümer 39/20'de (ğurafün min fevkıhâ ğurafün mebniyye) aynı kelime işlendi ve orada kaydedilmişti: karşılık, kat kat yapıyla anlatılıyor. Oraya dayanıyorum.
Ve ayetin bulunduğu yer kaydedilmeye değer: elli altıncı ayette göç çağrısı yapılmıştı (inne ardî vâsia). Bu ayet, yurdundan ayrılana bir yurt vaat ediyor. Bunu kendi okumam olarak veriyorum; dayanağı ayetlerin sırasıdır.
Ve sıra kaydedilmelidir: saberû (mâzî — geçmişte yapılmış) ve yetevekkelûn (muzâri — sürmekte olan). Yani biri tamamlanmış bir dayanma, öteki devam eden bir güvenme.