لَن يَضُرُّوكُمْ إِلَّآ أَذًى · ضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ ٱلذِّلَّةُ أَيْنَ مَا ثُقِفُوٓا۟ إِلَّا بِحَبْلٍ مِّنَ ٱللَّهِ وَحَبْلٍ مِّنَ ٱلنَّاسِ
Len yadurrûküm illâ ezâ, ve in yukātilûküm yüvellûkümü'l-edbâra sümme lâ yünsarûn · Duribet aleyhimü'z-zilletü eyne mâ sükıfû illâ bi-hablin minallâhi ve hablin mine'n-nâsi ve bâû bi-gadabin minallâhi ve duribet aleyhimü'l-meskene, zâlike bi-ennehüm kânû yekfurûne bi-âyâtillâhi ve yaktulûne'l-enbiyâe bi-ğayri hakk, zâlike bimâ asav ve kânû ya'tedûn
"Size eziyetten öte bir zarar veremezler… · Nerede bulunurlarsa bulunsunlar, üzerlerine alçaklık damgası vurulmuştur — Allah'tan bir ipe ve insanlardan bir ipe tutunmuş olmaları dışında. … Bu, Allah'ın âyetlerini inkâr etmeleri ve peygamberleri haksız yere öldürmeleri yüzündendir; bu, isyan etmeleri ve sınırı aşmaları yüzündendir."
Ve ayetin en önemli öğesi ortasındaki istisnadır ve genellikle atlanır: illâ bi-hablin minallâhi ve hablin mine'n-nâs.
Yani hüküm mutlak değildir; bir kaydı vardır ve kayıt cümlenin içindedir. İki ip: biri Allah'tan, biri insanlardan.
Ve habl kelimesi dokuz ayet önce, 103. ayette geçmişti. İki geçişin karşılaştırması yukarıda kaydedildi.
ذِلَّة — kök ذ-ل-ل: alçalma, boyun eğme. Zelûl — evcilleştirilmiş, boyun eğdirilmiş hayvan. Ve kökün karşıtı izzettir.
Ve iki kelimenin de aynı fiille geldiği kaydedilmelidir: duribet — "vuruldu". Arapçada daraba fiili bir çadırın kurulması, bir mührün basılması için de kullanılır. Ve fiil meçhuldür: vuranı söylenmiyor.
Aynı iki kelime ve aynı fiil Bakara 2/61'de birlikte geçer (ve duribet aleyhimü'z-zilletü ve'l-meskenetü ve bâû bi-gadabin minallâh). Oraya dayanıyorum. İki ayetin farkı kaydedilmelidir ve bu tefsirin dikkat çektiği noktadır:
| Bakara 2/61 | Âl-i İmrân 3/112 | |
|---|---|---|
| İki kelime | Ez-zilletü ve'l-meskene — bir arada | Ez-zillet… ve sonra ayrıca el-meskene — ayrılmış |
| İstisna | Yok | İllâ bi-hablin minallâhi ve hablin mine'n-nâs |
| Gerekçe | Bimâ asav ve kânû ya'tedûn | Aynı |
STYLE gereği açıkça kaydediyorum: bu iki ayet bir topluluk hakkında toptan bir hüküm olarak okunamaz. Sebep dışarıdan getirilmiş değildir, üç yerden metnin kendisindendir:
Bir. Hükmün gerekçesi ayetin sonunda fiillerle sayılıyor: inkâr, peygamber öldürme, isyan, sınırı aşma. Yani hüküm bir ada değil, bir davranış listesine bağlanmıştır.