حَسْبُنَا ٱللَّهُ وَنِعْمَ ٱلْوَكِيلُ · إِنَّمَا ذَٰلِكُمُ ٱلشَّيْطَٰنُ يُخَوِّفُ أَوْلِيَآءَهُۥ
Ellezîne'stecâbû lillâhi ve'r-rasûli min ba'di mâ esâbehümü'l-karh, lillezîne ahsenû minhüm ve't-tekav ecrun azîm · Ellezîne kāle lehümü'n-nâsü inne'n-nâse kad cemeû leküm fe'hşevhüm fe-zâdehüm îmânen ve kālû hasbünallâhu ve ni'me'l-vekîl · Fe'nkalebû bi-ni'metin minallâhi ve fadlin lem yemseshüm sûün ve't-tebeû rıdvânallâh, vallâhu zû fadlin azîm · İnnemâ zâlikümü'ş-şeytânü yuhavvifü evliyâeh, fe-lâ tehâfûhüm ve hâfûni in küntüm mü'minîn
"Yaralandıktan sonra Allah'ın ve elçinin çağrısına karşılık verenler — içlerinden iyilik edip korunanlar için büyük bir karşılık vardır. · İnsanlar onlara: 'İnsanlar size karşı toplandı, onlardan korkun' dediler de bu, imanlarını artırdı ve şöyle dediler: 'Allah bize yeter; O ne güzel vekîldir.' · Bunun üzerine Allah'tan bir nimet ve lütufla, kendilerine hiçbir kötülük dokunmadan döndüler ve Allah'ın rızasına uydular. … · İşte o şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. Onlardan korkmayın; müminseniz benden korkun."
Ve ayetin dizimi kaydedilmelidir: en-nâs kelimesi iki kez, arka arkaya geçiyor ve iki ayrı kümeyi bildiriyor.
Aynı kelime, tek cümlede, iki ayrı küme için. Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: cümle, korkunun nasıl taşındığını gösteriyor — bir grup, başka bir grup hakkında haber getiriyor. Ve haberin doğruluğu tartışılmıyor; alınan tavır kaydediliyor.
فَزَادَهُمْ إِيمَٰنًا — "bu, onların imanını artırdı". Ve fiilin öznesi kaydedilmelidir: artıran şey, korkutma girişiminin kendisidir.
Ve kökün sûredeki öteki geçişleriyle bağı kaydedilmelidir: aynı kök sûrede altı kez "sanmak" anlamında geçmişti (78, 142, 169, 178, 180, 188). Burada ise "yetmek" anlamında.
Bunu bir kelime gözlemi olarak kaydediyorum ve bir hüküm çıkarmıyorum: aynı kök hem hesap etmeyi hem yetmeyi bildiriyor. Ve dilciler bunu şöyle açıklar: bir şeyin yetmesi, hesabın tamamlanmış olmasıdır.
وَكِيل — kök و-ك-ل: bir işi başkasına havale etmek. Vekîl — işi üstlenen. Ve aynı kökten tevekkül, 159 ve 160. ayetlerde geçmişti.
Ve terkip Kur'an'da bir kez daha, Enfâl bahsinde değil ama bu sûrenin kendisinde tek geçişlidir. Ve ni'me kalıbı bir övgü bildirir.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: cümle iki parçadır — biri yeterlilik (hasbünallâh), öteki üstlenme (ni'me'l-vekîl). Yani söylenen şey yalnız "O bize yeter" değil; "işi O üstlenir" de.
Ve yühavvifûneke billezîne min dûnih — "seni O'ndan başkalarıyla korkutuyorlar". Fiil II. bâb: korku verme işi. Ve orada kaydedilmişti: "ayet, karşı tarafın kullandığı aracı adlandırıyor — delil değil, korku."
| Yer | Lafız | Korkutan | Korkutulan | Korkutma aracı |
|---|---|---|---|---|
| Zümer 39/36 | Ve yühavvifûneke billezîne min dûnih | İnsanlar | Peygamber | Ellezîne min dûnih |
| Âl-i İmrân 3/173 | İnne'n-nâse kad cemeû leküm fe'hşevhüm | İnsanlar | Müminler | Toplanma haberi |
| Âl-i İmrân 3/175 | İnnemâ zâlikümü'ş-şeytânü yuhavvifü evliyâeh | Şeytan | — | — |
Üç ayet, aynı kök ve aynı işlem: korkunun bir araç olarak kullanılması. Bu, dizin içinde doğrulanabilir bir örgüdür.
Ve Zümer'de kaydedilen tespit burada da geçerlidir ve genişletilebilir: sûre, karşı tarafın kullandığı aracı adlandırıyor. Ve Âl-i İmrân bir adım daha atıyor: aracın kaynağını da adlandırıyor.
Ve cümlenin i'râbı üzerinde dilciler ayrılır ve ihtilaf gizlenmemelidir. Güçlük şudur: evliyâeh mef'ûl mü, yoksa gizli bir bi- ile mi geliyor?
| Okuma | Cümle | Anlam |
|---|---|---|
| 1 | Yuhavvifü evliyâeh — mef'ûl | "Kendi dostlarını korkutur" — korkutulan, şeytanın dostlarıdır |
| 2 | Yuhavvifüküm bi-evliyâih — gizli edat | "Sizi dostlarıyla korkutur" — araç, onun dostlarıdır |
| 3 | Yuhavvifüküm evliyâeh — iki mef'ûl | "Size dostlarını korkutucu gösterir" |
Ve ikinci okuma, Zümer 39/36 ile birebir örtüşür (yühavvifûneke billezîne min dûnih — orada bâ açıktır). Bunu bir karine olarak kaydediyorum, tercih olarak değil.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum ve dayanağı iki fiilin aynı kökten olmasıdır: cümle "korkmayın" demiyor. Aynı fiil iki kez geçiyor: biri olumsuz, öteki emir. Yani korku bir duygu olarak reddedilmiyor; muhatabı değiştiriliyor.
Ve Zümer 39/36'nın devamı da aynı yapıdadır (eleysallâhu bi-kâfin abdeh — "Allah kuluna yetmez mi?"). İki sûre, aynı meseleye aynı iki adımla cevap veriyor: yeterlilik ve yön değiştirme.