فَتَقَبَّلَهَا رَبُّهَا بِقَبُولٍ حَسَنٍ وَأَنۢبَتَهَا نَبَاتًا حَسَنًا وَكَفَّلَهَا زَكَرِيَّا كُلَّمَا دَخَلَ عَلَيْهَا زَكَرِيَّا ٱلْمِحْرَابَ وَجَدَ عِندَهَا رِزْقًا
Fe-tekabbelehâ rabbühâ bi-kabûlin hasenin ve enbetehâ nebâten hasenen ve keffelehâ Zekeriyyâ, küllemâ dehale aleyhâ Zekeriyye'l-mihrâbe vecede ındehâ rızkā, kāle yâ Meryemü ennâ leki hâzâ, kālet hüve min ındillâh, innallâhe yerzüku men yeşâü bi-ğayri hisâb
"Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti, güzel bir bitki gibi büyüttü ve Zekeriyyâ'yı ona kefil kıldı. Zekeriyyâ, mihraba her girdiğinde yanında bir rızık buluyordu. 'Ey Meryem! Bu sana nereden?' dedi. O da: 'Bu, Allah katındandır' dedi. 'Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir.'"
Ve benzetmenin kuruluşu kaydedilmelidir ve dilciler üzerinde durur: fiilin nesnesi bir insandır, ama mastarı bitki mastarıdır (nebâten). Arapçada buna mef'ûl-i mutlak denir ve fiili pekiştirir.
Kendi okumam olarak kaydediyorum ve bağlayıcı değildir: benzetme, büyümenin kendiliğinden ve görünmeden olduğunu taşıyor. Bitki, büyüdüğü anda görülmez; bakan her seferinde biraz daha büyümüş bulur. Ve bu resim, ayetin devamıyla uyumludur: Zekeriyyâ her girdiğinde yeni bir şey buluyor.
Dizim kaydedilmelidir: küllemâ — "her ne zaman". Bu edat tekrarı bildirir ve ardından gelen iki fiil de mazi olduğu hâlde cümle süreklilik anlatır.
ٱلْمِحْرَاب — ح-ر-ب kökü. Kelimenin aslı üzerinde dilciler ayrılır; yaygın olarak bir mekânın en öndeki, en yüksek ya da en içteki bölümü olarak açıklanır. Bugünkü "mihrap" (namaz kıldıran kişinin durduğu oyuk) anlamı sonradan yerleşmiş bir kullanımdır ve ayete geri okunamaz. Bunu açıkça kaydediyorum.
Kelime sûrede iki kez geçiyor — 37 (Meryem'in yanında) ve 39 (Zekeriyyâ'nın kendisi orada). Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır ve iki sahneyi aynı mekâna bağlıyor.
| Konuşan | Söz | Ne yapıyor |
|---|---|---|
| Zekeriyyâ | Ennâ leki hâzâ — "Bu sana nereden?" | Sebep soruyor |
| Meryem | Hüve min ındillâh — "O, Allah katındandır" | Sebep değil, kaynak söylüyor |
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: soru bir aracı arıyor, cevap araya hiçbir şey koymuyor. Ve cevabın son cümlesi bir kural olarak geliyor: innallâhe yerzüku men yeşâü bi-ğayri hisâb.
Ve bu cümle, sûrenin 27. ayetinin son cümlesiyle kelimesi kelimesine aynıdır: ve terzüku men teşâü bi-ğayri hisâb (27) — innallâhe yerzüku men yeşâü bi-ğayri hisâb (37).
| Ayet | Kim söylüyor | Kim hakkında |
|---|---|---|
| 27 | Dua eden — ikinci şahıs (terzüku) | Allah'a hitap |
| 37 | Meryem — üçüncü şahıs (yerzüku) | Bir olay hakkında |
Aynı cümle, biri duada biri sahnede. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır. Kendi okumam olarak kaydediyorum ve bağlayıcı değildir: yirmi yedinci ayette bir ilke olarak söylenen şey, otuz yedinci ayette bir odada gerçekleşmiş olarak gösteriliyor. Sûre, ilkeyi söyleyip on ayet sonra örneğini veriyor.