وَدَّت طَّآئِفَةٌ مِّنْ أَهْلِ ٱلْكِتَٰبِ لَوْ يُضِلُّونَكُمْ … يَٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَٰبِ لِمَ تَلْبِسُونَ ٱلْحَقَّ بِٱلْبَٰطِلِ
Veddet tâifetün min ehli'l-kitâbi lev yudıllûneküm ve mâ yudıllûne illâ enfüsehüm ve mâ yeş'urûn · Yâ ehle'l-kitâbi lime tekfurûne bi-âyâtillâhi ve entüm teşhedûn · Yâ ehle'l-kitâbi lime telbisûne'l-hakka bi'l-bâtıli ve tektümûne'l-hakka ve entüm ta'lemûn
"Kitap ehlinden bir grup, sizi saptırmayı istedi; oysa yalnız kendilerini saptırıyorlar ve farkında değiller. · Ey kitap ehli! Allah'ın âyetlerini niçin inkâr ediyorsunuz — üstelik tanıklık edip dururken? · Ey kitap ehli! Hakkı bâtılla niçin karıştırıyor ve bile bile hakkı gizliyorsunuz?"
Ve bu, bu tefsirde altı çizilecek bir dizim olgusudur: cümle ehlü'l-kitâb demiyor; tâifetün min ehli'l-kitâb diyor — "kitap ehlinden bir grup".
Min, Arapçada burada teb'îz (bir bütünün parçasını gösterme) edatıdır. Yani özne, kümenin tamamı değil, kümenin bir parçasıdır.
Aynı kayıt bir sonraki ayette de var: ve kâlet tâifetün min ehli'l-kitâb (72). Ve 75. ayette bir kez daha, bu kez iki yönlü olarak gelecek.
| Ayet | Özne | Kapsam |
|---|---|---|
| 69 | Tâifetün min ehli'l-kitâb | Bir grup |
| 72 | Tâifetün min ehli'l-kitâb | Bir grup |
| 75 | Ve min ehli'l-kitâb… ve minhüm | İki grup, karşılıklı |
| 113 | Min ehli'l-kitâbi ümmetün kāime | Bir grup — olumlu |
| 199 | Ve inne min ehli'l-kitâbi le-men yü'min | Bir grup — olumlu |
Beş ayette de aynı edat: min. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir olgudur ve sûrenin ehl-i kitap hakkındaki bütün ifadelerinin okunma biçimini belirler.
ل-ب-س kökü: giydirmek, üstüne örtmek; ve buradan karıştırmak, örterek belirsizleştirmek. Libâs — giysi. Lebs — karışıklık, iltibas.
Ve kökün resmi kaydedilmelidir: bir şeyin üstüne başka bir şey giydirilir; giydirilen, altındakini yok etmez — görünmez kılar.
Bunu bir kelime gözlemi olarak veriyorum: ayet "hakkı yok ediyorsunuz" demiyor. Giydiriyorsunuz diyor. Yani hak yerinde durmakta, ama üstüne bir şey geçirilmiş olduğu için tanınmamaktadır.
Ve iki cümlenin de aynı kayıtla bittiği kaydedilmelidir: ve entüm teşhedûn (70) — ve entüm ta'lemûn (71). İkisi de "bilerek" kaydıdır. Yani ayetlerin konusu bilgisizlik değil; bilginin varlığına rağmen yapılan iştir. Bu, on dokuzuncu ayette kurulan min ba'di mâ câehümü'l-ilm kaydının aynısıdır.
Ve ayet bir yöntem tarif ediyor: inanç, bir araç olarak kullanılıyor. Sabah katılmak, akşam ayrılmak — ve bunun hesaplanan sonucu, ötekilerin kararsızlığa düşmesidir (leallehüm yerciûn).
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum ve bir sınır çiziyorum: ayet bir taktiği tarif ediyor ve konuşanı bir grupla sınırlıyor (tâifetün min). Bu tefsirde bundan hiçbir topluluğa toptan bir vasıf çıkarılmıyor; çıkarılan şey bir davranış biçiminin adlandırılmış olmasıdır.
وَلَا تُؤْمِنُوٓا۟ إِلَّا لِمَن تَبِعَ دِينَكُمْ (73) — "dininize uyandan başkasına inanmayın". Ve cümlenin işi kaydedilmelidir: doğruluk ölçüsü, söylenene değil söyleyenin mensubiyetine bağlanıyor.
Ve cevap hemen geliyor: kul inne'l-hüdâ hüdallâh — "De ki: hidayet, Allah'ın hidayetidir." Yani ölçü, taraf değil kaynaktır.
Kul inne'l-fadle bi-yedillâh (73) ve yahtassu bi-rahmetihî men yeşâ' (74) — bölüm, seçmenin kime ait olduğunu söyleyerek kapanıyor. Ve bu, 26. ayetteki mâlike'l-mülk ayetiyle aynı işi yapıyor: orada mülk, burada fadl. İki ayet de bir şeyin kimin elinde olduğunu söyleyerek bir tartışmayı kapatıyor. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir örgüdür.