أَوَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ أَهْلَكْنَا مِن قَبْلِهِم مِّنَ ٱلْقُرُونِ يَمْشُونَ فِى مَسَٰكِنِهِمْ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَٰتٍ أَفَلَا يَسْمَعُونَ
Evelem yehdi lehüm kem ehleknâ min kablihim mine'l-kurûni yemşûne fî mesâkinihim, inne fî zâlike le-âyâtin efelâ yesmeûn
"Kendilerinden önce nice nesilleri helâk etmiş olmamız onlara yol göstermedi mi? Oysa onların oturdukları yerlerde dolaşıyorlar. Bunda elbette âyetler vardır. Hâlâ işitmiyorlar mı?"
Fâtır (Melâike) 35/44'te ve Ğâfir (Mü'min) 40/21, 40/82'de aynı delil işlendi (evelem yesîrû fi'l-ardı fe-yenzurû keyfe kâne âkıbetü'llezîne min kablihim) ve orada kaydedilen şuydu: delil uzak bir tarihten değil, yol üstündeki kalıntılardan getiriliyor. Oraya dayanıyorum.
| Yer | Fiil | Ne isteniyor |
|---|---|---|
| Fâtır 35/44 · Gāfir 40/21, 82 | Evelem yesîrû fi'l-ard | Gitsinler ve baksınlar — bir yolculuk isteniyor |
| Secde 32/26 | Yemşûne fî mesâkinihim | Zaten dolaşıyorlar — yolculuk gerekmiyor |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı fiil kipidir: öteki ayetlerde bir emir/teşvik var (gidin, bakın); burada haber cümlesi var — hâlihazırda oradalar. Yani Secde, delili almak için gereken mesafeyi de kaldırıyor: yürünen yer zaten delildir.
مَسَاكِن — kök س-ك-ن: durmak, yerleşmek. Kök Fetih 48/4'te (sekîne) ayrıntılı çözümlendi ve orada mesken için "ev değil, hareketin bittiği yer" kaydı düşülmüştü. Tekrarlamıyorum.
Kelimenin buradaki kullanımı kaydedilmeye değer ve bir gözlem olarak veriyorum: helâk edilenler için seçilen kelime, durmayı bildiren köktendir. Ve şimdi orada yürüyenler var — yemşûne. Bir kökte durma, ötekinde yürüme; aynı yerde.
Ayet bir görme delili anlatıyor (kalıntılarda yürümek), ama soruyu işitme ile bitiriyor: efelâ yesmeûn.
Ve bir sonraki ayet bunun tersini yapıyor: yağmurla toprağın canlanması anlatılıyor ve soru görme ile bitiyor: efelâ yubsırûn.
| Ayet | Delil | Kapanış sorusu |
|---|---|---|
| 26 | Kalıntılar — görülen | Efelâ yesmeûn — işitmiyorlar mı |
| 27 | Kuru toprak ve ekin — görülen | Efelâ yubsırûn — görmüyorlar mı |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı iki ayetin arka arkaya gelmesi ve iki farklı duyuyla bitmesidir: dokuzuncu ayette verilen üçlünün ilk iki öğesi (sem' ve ebsâr) burada iki ayrı ayetin kapanışına dağıtılmış durumda. Yani sûre, verdiği araçları delil bloğunun sonunda tek tek yokluyor. Ve bu, on ikinci ayetteki ebsarnâ ve semi'nâ ile aynı iki kelimedir.
Bir de kelime seçimi kaydedilmelidir: yirmi altıncı ayette geçmiş nesillerden söz ediliyor — onlar görülmüyor, ancak haberleri işitiliyor. Yani soru, delilin ulaşma biçimine uygundur. Bu bir gözlemdir.
قُرُون — karnın çoğulu, kök ق-ر-ن: iki şeyi yan yana bağlamak. Kök Fussilet 41/25'te (kurenâ) işlendi. Buradaki türev karn, "aynı dönemde birlikte yaşamış nesil" demektir — kelime bir zaman ölçüsünden önce bir birliktelik bildirir.