لَّا يَحِلُّ لَكَ ٱلنِّسَآءُ مِنۢ بَعْدُ وَلَآ أَن تَبَدَّلَ بِهِنَّ مِنْ أَزْوَٰجٍ وَلَوْ أَعْجَبَكَ حُسْنُهُنَّ إِلَّا مَا مَلَكَتْ يَمِينُكَ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ رَّقِيبًا
Lâ yahıllü leke'n-nisâü min ba'dü ve lâ en tebeddele bihinne min ezvâcin ve lev a'cebeke husnühünne illâ mâ meleket yemînük, ve kâna'llâhu alâ külli şey'in rakībâ
"Bundan sonra sana kadınlar helâl olmaz; eşlerini başkalarıyla değiştirmen de — güzellikleri hoşuna gitse bile. Elinin altındakiler müstesna. Allah her şeyi gözetlemektedir."
Ve iki ayetin arka arkaya gelmesi kaydedilmeye değer: sûre, bir düzenleme getirdikten iki ayet sonra o düzenlemeye bir sınır çekiyor.
Değiştirmek, yerine başkasını koymak. Ve bu kök yirmi üçüncü ayette geçmişti: mâ beddelû tebdîlâ — "hiçbir değiştirme yapmadılar."
Ayet yasağı koyup geçebilirdi. Bunun yerine, yasağın hangi durumda zorlaşacağını da yazıyor: ve lev a'cebeke husnühünne.
Bu, Kur'an'ın yasak kurma biçiminde tekrarlanan bir özelliktir ve kaydediyorum: yasak, insanın eğiliminin farkında olduğunu göstererek konuyor. Yani ayet, muhatabına "bu senin için kolay" demiyor.
Kök: ر-ق-ب. Ve kökün somut anlamı boyundur: rakabe — boyun. Rakīb — gözetleyen; ve bağ şudur: gözetleyen kişi boynunu uzatarak bakar.
Ve fasılanın ayetle uyumu: ayet bir sınır koyuyor ve fasıla, sınırın gözetildiğini bildiriyor. Kelimenin kökündeki resim de bunu destekliyor: uzaktan, boynunu uzatıp bakan.