إِن يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَأْتِ بِخَلْقٍ جَدِيدٍ · وَمَا ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ بِعَزِيزٍ · وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَىٰ وَإِن تَدْعُ مُثْقَلَةٌ إِلَىٰ حِمْلِهَا لَا يُحْمَلْ مِنْهُ شَىْءٌ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَىٰ
"Dilerse sizi giderir ve yeni bir yaratılış getirir; bu Allah'a güç değildir. Hiçbir günahkâr başkasının yükünü taşımaz. Yükü ağır gelen biri, taşınması için başkasını çağırsa, o yükten hiçbir şey taşınmaz — çağırdığı yakını bile olsa."
Vizr kökü ve "kimse başkasının yükünü taşımaz" ilkesi Necm 53/38'de çözümlendi ve Zümer 39/7'de tekrar geçti. Tekrarlamıyorum.
| Aşama | İfade |
|---|---|
| İlke | Lâ teziru vâziratün vizra uhrâ |
| Ek 1 | Yükü ağır gelen biri yardım isteyebilir — ve in ted'u müskaletün ilâ himlihâ |
| Ek 2 | Yine de taşınmaz — lâ yuhmelü minhü şey' |
| Ek 3 | Yakını bile olsa — ve lev kâne zâ kurbâ |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı üçüncü ektir: zâ kurbâ (yakın akraba) kaydı, dünyada yükün paylaşıldığı en doğal yeri anıyor. Ayet, orada bile paylaşılmadığını söyleyerek ilkeyi en dayanıklı noktasından kuruyor.
مُثْقَلَة — kök ث-ق-ل: ağırlık. İsm-i mef'ûl: "ağırlaştırılmış, yükletilmiş". Yani kişi yükü kendisi seçmemiş gibi değil — yüklenmiş olarak anılıyor.
إِنَّمَا تُنذِرُ ٱلَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُم بِٱلْغَيْبِ — "sen ancak, görmedikleri hâlde Rablerinden korkanları uyarabilirsin."
Uyarının etkisi bir şarta bağlanıyor ve şart, muhatabın tarafında. Zümer 39/19 ve 39/41'de aynı sınır işlendi (e-fe-ente tunkızü men fi'n-nâr, ve mâ ente aleyhim bi-vekîl); Ahkāf 46/35'te belâğ kelimesiyle konmuştu. Oraya dayanıyorum.