يسٓ · وَٱلْقُرْءَانِ ٱلْحَكِيمِ
Bakara 2/1 bahsinde hurûf-ı mukattaa geniş olarak işlendi; oradaki tespitleri tekrarlamıyorum. Özeti şuydu: Kur'an'da yirmi dokuz sûre tek tek okunan harflerle başlar; bu harflerin anlamı kesin olarak bilinmiyor; bir grup âlim anlamı Allah'a havale eder; ve bu harfler üzerinden sayısal hesap, ebced ya da harf sayımı yapılmaz.
Kāf 50/1 bahsinde aynı kayıt bir kez daha ve daha kalın olarak düşülmüştü. Burada üçüncü kez düşüyorum, çünkü يس, bu tür iddiaların Kur'an'da en çok üretildiği yerlerden biridir. Bu tefsirde o yola girilmiyor.
Okunuşu kaydedilmelidir: bu ayet "yesin" diye değil, "yâ-sîn" diye, iki harf ayrı ayrı adlandırılarak okunur. Yani bunlar bir kelime değil, harflerin kendisidir.
Aşağıdaki tablo bir tercih listesi değildir; nakledilenlerin dökümüdür. Ve tablonun üstüne şunu yazmak gerekiyor: kesin bilgi yoktur.
| İzah | Ne der | Değerlendirme |
|---|---|---|
| Tefvîz (anlamı Allah'a havale) | Bu harfler müteşâbihattandır; keyfiyete girilmez | Selef tavrı; metin açıklama vermediği yerde susma tercihi |
| "Ey insan" | Yâ-sîn, bazı lehçelerde ya da başka bir dilde "ey insan" demektir | Nakledilir; kesin bilgi değildir. Dayanağı bir lehçe iddiasıdır ve dilciler bu iddiada birleşmez. Bu tefsirde benimsenmiyor |
| Peygamber'in adlarından biri | Yâ-sîn, Hz. Peygamber'in adıdır | Nakledilir; kesin bilgi değildir. Aynı yöntem diğer mukattaalara uygulandığında tutarlı sonuç vermiyor |
| Nidâ harfi + kısaltma | Yâ çağrı harfi, sîn bir kelimenin (insan, seyyid vb.) ilk harfi | Varsayıma dayanır; metinden desteklenmez |
| Bir yemin | Allah bu harflere yemin ediyor | Hemen ardından açık yemin edatı (ve'l-Kur'ân) geldiği için zayıflar: yemin zaten ayrıca kuruluyor |
| Sûrenin adı | Harfler, sûrenin adıdır | Sûre gerçekten bu adla anılır; ama aynı durum diğer mukattaalarda tutarlı değildir |
| Meydan okumanın malzemesi | "İşte Kur'an'ın yapıldığı harfler; buyurun" | Bakara'da metin içi düzene dayandığı için en makul bulunan izah |
"Ey insan" ve "Peygamber'in adı" izahlarını özellikle ayırıyorum, çünkü bu iki nakil dolaşımda kesin bilgi gibi aktarılır. Değildir. Tabloda oldukları yerde bırakıyorum ve üzerine hüküm kurmuyorum.
Bir dizim gözlemi — izah değil, gözlem: üçüncü ayet إِنَّكَ ("sen") ile başlıyor, yani doğrudan bir muhataba dönüyor. "Yâ-sîn bir nidâdır" diyenler dayanaklarını buradan alır. Bu, tablodaki ikinci ve dördüncü izahın tek metin içi dayanağıdır ve kaydedilmesi gerekir. Ama tek başına yeterli değildir: Kur'an'da mukattaadan sonra doğrudan hitaba geçilen başka yerler de vardır ve orada nidâ iddiası kurulmaz.
Bakara bahsinde kurulan örüntü burada da işliyor: harf gruplarının çoğunu, hemen ardından Kitap'tan söz eden bir ifade takip ediyor. Yâsîn'de araya hiçbir şey girmiyor.
Kāf 50/1 bahsinde üç tek harfli sûrenin tablosu verilmişti. Yâsîn'i o tablonun yanına koymak gerekiyor:
| Sûre | Açılış | Ardından gelen |
|---|---|---|
| Sâd 38/1 | صٓ | ve'l-Kur'âni zi'z-zikr — öğüt sahibi |
| Kāf 50/1 | قٓ | ve'l-Kur'âni 'l-mecîd — şanı geniş |
| Yâsîn 36/1-2 | يسٓ | ve'l-Kur'âni 'l-hakîm — hikmetli |
| Kalem 68/1 | نٓ | ve'l-kalemi ve mâ yesturûn — kaleme |
Dört sûrede de harften sonra gelen ilk şey yazı alanına aittir. Üçünde metnin kendisine, birinde onu yazan araca yemin ediliyor. Bu, doğrulanabilir bir düzendir.
- حَكَمَة (hakeme) — atın ağzına takılan gem demiri, dizgin. Hayvanı istenmeyen yöne gitmekten alıkoyar.
- أَحْكَمَ (ahkeme) — sağlamlaştırmak, oynamayacak hâle getirmek.
- حُكْم (hüküm) — bir işi kesin bir yere bağlamak; ihtilafı durdurmak.
- حِكْمَة (hikmet) — buradan: yanlış yapmaktan alıkoyan bilgi.
Yani kökün altındaki resim, bilgi değil sınırdır. Arapçada hikmetli olmak, çok bilmek değil, bildiğini yerinde tutmaktır. Dizginin işi hayvanı durdurmak değil, yönde tutmaktır.
Vezin ihtilafı — dilcilerin kaydettiği bir ayrım: fa'îl kalıbı Arapçada hem ism-i fâil hem ism-i mef'ûl anlamında gelebilir.
| Okuma | Hakîm ne demek | Dayanağı |
|---|---|---|
| 1 | Hikmet sahibi (ism-i fâil: hâkim gibi) | Kalıbın yaygın kullanımı; Kur'an'a vasıf verilmesi |
| 2 | Sağlam yapılmış, muhkem kılınmış (ism-i mef'ûl: muhkem gibi) | Hûd 11/1 kitâbün uhkimet âyâtüh ile uyum |
İkisi de nakledilir; tercih dayatmıyorum. Ortak nokta şudur: her iki okumada da kelime gevşeklik olmadığını bildiriyor — ya söyleyende ya söylenende.
Kāf 50/1 bahsinde yeminin cevabının açıkça verilmemiş olması bir mesele olarak işlenmişti ve orada dört ayrı görüş tablolanmıştı.
Yâsîn'de böyle bir mesele yoktur: cevap hemen ardından, üçüncü ayette geliyor — inneke lemine'l-mürselîn, ve cevap cümlesi olduğunu gösteren lâm ile (le-min).
| Sûre | Yemin | Cevap |
|---|---|---|
| Kāf 50/1-4 | ve'l-Kur'âni'l-mecîd | Açıkça verilmiyor — müfessirler ihtilaf ediyor |
| Yâsîn 36/2-3 | ve'l-Kur'âni'l-hakîm | İnneke lemine'l-mürselîn — açık, lâm'lı |
Kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki sûrenin konusudur: Kāf'ın konusu dirilişti ve yemin bir olayın gerçekleşeceğine işaret ediyordu; Yâsîn'in ilk meselesi ise elçiliğin kendisidir. Yeminin cevabı bir olay değil, bir konum olduğu için söylenebiliyor.