وَإِن كَانُوا۟ لَيَقُولُونَ · لَوْ أَنَّ عِندَنَا ذِكْرًا مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ · لَكُنَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ · فَكَفَرُوا۟ بِهِۦ ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
Ve in kânû le-yekūlûn · Lev enne ındenâ zikran mine'l-evvelîn · Le-künnâ ıbâda'llâhi'l-muhlasîn · Fe-keferû bihî fe-sevfe ya'lemûn
"Onlar şöyle diyorlardı: 'Eğer yanımızda öncekilerden bir zikir olsaydı, elbette biz de Allah'ın seçilmiş kulları olurduk.' Ama sonra onu inkâr ettiler. Yakında bilecekler."
İn burada olumsuzluk değil, muhaffefe mine's-sakīle — hafifletilmiş inne. Nahivciler bunu lâmın varlığından anlar: le-yekūlûn. Elli altıncı ayette de aynı yapı vardı: in kidte le-türdîn.
Ve kök ذ-ك-ر sûrede dördüncü ve son kez geçiyor. Yapı bölümünde tablo verildi. Şimdi tablo tamamlanıyor:
| Ayet | İfade | Ne oluyor |
|---|---|---|
| 3 | fe't-tâliyâti zikrâ | Zikr taşınıyor |
| 13 | ve izâ zükkirû lâ yezkürûn | Zikr ulaşıyor ama alınmıyor |
| 155 | e-felâ tezekkerûn | Zikr isteniyor |
| 168 | lev enne ındenâ zikran mine'l-evvelîn | Zikr yokmuş gibi isteniyor |
| 170 | fe-keferû bihî | Gelen zikr inkâr ediliyor |
Ve el-evvelûn kelimesi de dördüncü ve son kez geçiyor (17, 71, 126, 168). Yetmiş birinci ayet bölümünde tablo verildi.
Kendi okumam olarak kaydediyorum: cümlenin ironisi şudur — istedikleri şey ellerinde. Zikr, Kur'an'ın kendi adlarından biridir. Ve yüz yetmişinci ayet bunu doğrudan söylüyor: fe-keferû bihî — "sonra onu inkâr ettiler".
Yani şart cümlesi (lev) gerçekleşmiş bir şarttır ama şartın cevabı gerçekleşmemiştir. Arapçada lev gerçekleşmemiş şartı bildirir; burada şart gerçekleşmiş, cevap gerçekleşmemiştir. Bu, cümlenin iddiasını çürüten dizim yapısıdır.
Terkip sûrede dört kez bir istisna olarak geçmişti (40, 74, 128, 160) — her seferinde bir hükümden kurtulan grubu adlandırıyordu. Kırkıncı ayet bölümünde tablo verildi.
- Bir istisna değil, bir iddia.
- Metnin değil, inkârcıların ağzında.
- Gerçekleşmiş değil, gerçekleşmemiş bir şartın cevabı.
| Geçiş | Kim söylüyor | Biçim |
|---|---|---|
| 40, 74, 128, 160 | Metin | illâ ıbâda'llâhi'l-muhlasîn — istisna |
| 169 | İnkârcılar | le-künnâ ıbâda'llâhi'l-muhlasîn — şart cevabı |
Kendi okumam olarak kaydediyorum: sûre, dört kez kurtuluşun adresi olarak gösterdiği terkibi, beşinci kez bir gerçekleşmemiş iddianın içine koyuyor. Ve hemen ardından iddianın nasıl çürüdüğünü söylüyor. Terkibin kendisi değişmiyor; onu söyleyenin durumu değişiyor.
Keferû — kök ك-ف-ر: örtmek, gizlemek. Kâfir Arapçada aynı zamanda çiftçi demektir (tohumu toprakla örten). Kök Bakara'de çözümlendi.
Sevfe — Arapçada geleceği bildiren edat. Ve se- ile farkı vardır: sevfe daha uzak bir geleceği ve daha ağır bir vurguyu bildirir.
Kendi okumam olarak kaydediyorum: tehdit cümlesi bir bilgi fiiliyle kuruluyor: ya'lemûn — "bilecekler". Ceza değil, öğrenme vaad ediliyor. Ve bu, bloğun konusuyla tutarlıdır: blok baştan sona bilgi eksikliği üzerine kuruluydu — ve hüm şâhidûn (150 — şahit miydiler?), sultânün mübîn (156 — deliliniz var mı?), fe'tû bi-kitâbiküm (157 — kitabınızı getirin), zikran mine'l-evvelîn (168 — bir bildirim olsaydı).
Ve kök ع-ل-م sûrede bir kez daha, farklı bir kalıpta geçecek: fe-sevfe yübsırûn (175, 179) — orada bilme değil görme. İki kalıp yan yana durunca sûrenin son bloğunun iki fiili çıkıyor: bilmek ve görmek.