إن المنافقين يخادعون الله وهو خادعهم وإذا قاموا إلى الصلاة قاموا كسالى … · مذبذبين بين ذلك لا إلى هؤلاء ولا إلى هؤلاء · … إن المنافقين في الدرك الأسفل من النار … · إلا الذين تابوا وأصلحوا واعتصموا بالله وأخلصوا دينهم لله فأولئك مع المؤمنين · ما يفعل الله بعذابكم إن شكرتم وآمنتم
İnne'l-münâfikīne yühâdiûnallâhe ve hüve hâdiuhüm ve izâ kāmû ile's-salâti kāmû küsâlâ … · Müzebzebîne beyne zâlike lâ ilâ hâülâi ve lâ ilâ hâülâ' · … İnne'l-münâfikīne fi'd-derki'l-esfeli mine'n-nâr … · İlle'llezîne tâbû ve aslahû va'tesamû billâhi ve ahlesû dînehüm lillâhi fe-ülâike mea'l-mü'minîn · Mâ yef'alullâhu bi-azâbiküm in şekertüm ve âmentüm
"Onlar Allah'ı aldatmaya çalışırlar; oysa O onların oyununu başlarına geçirir. Namaza kalktıklarında üşenerek kalkarlar… İkisi arasında bocalarlar: ne onlara ne de bunlara… Onlar ateşin en aşağı katındadır… Ancak tevbe eden, durumunu düzelten, Allah'a sarılan ve dinini yalnız Allah'a hâlis kılanlar başka: işte onlar mü'minlerle beraberdir… Şükreder ve inanırsanız, Allah size ne diye azap etsin?"
ذ-ب-ذ-ب — dört harfli, tekrarlı bir kök. Dilciler kelimeyi bir şeyin iki yana sallanması, asılı kalıp savrulması olarak açıklar.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı kelimenin kalıbı ile cümlenin yapısıdır: ayet, iki taraf arasında kalmayı bir konum olarak değil, bir kararsızlık hâli olarak tarif ediyor.
Ve bu resmin sûre içinde bir eşi vardır: yüz yirmi dokuzuncu ayetteki ke'l-muallaka (askıda bırakılmış).
İki kelime de "arada kalma" resmi kuruyor. Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum; iki ayet arasında bir hüküm bağı kurmuyorum.
Ve kökün sûredeki üçüncü geçişi olduğu kaydedilmelidir: yetmiş sekizinci ayette yüdrikkümü'l-mevt, yüzüncü ayette yüdrikhü'l-mevt geçmişti. Burada aynı kök bir isim olarak dönüyor.
Ve ikinci kalem kaydedilmelidir: ص-ل-ح kökü bu sûrede beşinci kez geçiyor. Kökün sûredeki dağılımı yüz on dördüncü ayet bahsinde tablolanmıştı; bu satır oraya eklenir.
İ'tesamû — kök ع-ص-م: bir şeyi tutmak, korumak, engellemek. İsmet — korunmuşluk. VIII. bâb: sıkıca tutunmak.
Bu, altmış dokuzuncu ayetteki yapının aynısıdır (fe-ülâike mea'llezîne en'amallâhu aleyhim). Sûre, karşılığı iki yerde de bir beraberlik olarak veriyor.
Ve sorunun yapısı kaydedilmelidir: ağır bir tarifin ardından, azabın gereksizliğini soran bir cümle geliyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı cümlenin yeridir: blok, bir tehditle değil, tehdidin kalkması ihtimaliyle kapanıyor. Ve şart iki kalemdir: in şekertüm ve âmentüm.
Ve fasıla kaydedilmelidir: ve kânallâhu şâkiran alîmâ — ش-ك-ر kökü, aynı ayette hem kul hem Allah için kullanılıyor. Bu, sayılabilir bir olgudur.