أَوَلَمْ يَسِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ فَيَنظُرُوا۟ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلَّذِينَ كَانُوا۟ مِن قَبْلِهِمْ كَانُوا۟ هُمْ أَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَءَاثَارًا فِى ٱلْأَرْضِ
"Yeryüzünde gezip de kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar bunlardan daha güçlüydüler ve yeryüzünde daha çok eser bırakmışlardı."
ءَاثَارًا فِى ٱلْأَرْضِ — "yeryüzündeki eserler". Kök أ-ث-ر: iz, geride kalan işaret. Ahkāf 46/4'te (esârate min ilm — bilgi kalıntısı) işlendi; oraya dayanıyorum.
İki kullanım karşılaştırılabilir: orada istenen şey bilgi iziydi, burada anılan taş izi. Ve ayet, taş izi bırakmış olanların da helâk edildiğini söylüyor.
فَأَخَذَهُمُ ٱللَّهُ بِذُنُوبِهِمْ وَمَا كَانَ لَهُم مِّنَ ٱللَّهِ مِن وَاقٍ — vâk: koruyan, siper olan. Kök و-ق-ي — takvâ ile aynı kök. Koruyanın bulunmaması, korunma kelimesinin kendisiyle bildiriliyor.