ٱلَّذِينَ يَحْمِلُونَ ٱلْعَرْشَ وَمَنْ حَوْلَهُۥ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيُؤْمِنُونَ بِهِۦ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ رَبَّنَا وَسِعْتَ كُلَّ شَىْءٍ رَّحْمَةً وَعِلْمًا
"Arşı taşıyanlar ve çevresindekiler, Rablerini hamd ile tesbih ederler, O'na iman ederler ve iman edenler için bağışlanma dilerler: 'Rabbimiz! Sen her şeyi rahmet ve ilimle kuşattın…'"
Arş ve onunla ilgili ifadeler hakkında dizinde tutarlı biçimde korunan kayıt burada da geçerlidir: bu ifadeler Allah'a mekân, cisim ya da taşınma nispet edecek şekilde anlaşılamaz. Klasik tefsirlerde bu tür ayetler için başlıca iki tavır nakledilir: lafzı olduğu gibi kabul edip keyfiyetini Allah'a bırakmak (tefvîz), ya da hükümranlık ve tasarruf anlamında yorumlamak (te'vîl). İkisini de aktarıyorum, tercih dayatmıyorum.
Ve asıl kaydedilmesi gereken şey, duanın kime yapıldığıdır: ve yestağfirûne li'llezîne âmenû — iman edenler için.
Dua metni ayette aktarılıyor ve içinde iki kelime öne çıkıyor: vesı'te külle şey'in rahmeten ve ilmâ — "her şeyi rahmet ve ilimle kuşattın."
Sıralama kaydedilmeye değer: rahmet, ilimden önce. Ve bu, sûrenin ikinci ayetiyle karşılaştırılabilir: orada indiren el-azîzü'l-alîm diye anılmıştı. Duada aynı ilim, rahmetin ardına konuyor.
رَبَّنَا وَأَدْخِلْهُمْ جَنَّٰتِ عَدْنٍ ٱلَّتِى وَعَدتَّهُمْ وَمَن صَلَحَ مِنْ ءَابَآئِهِمْ وَأَزْوَٰجِهِمْ وَذُرِّيَّٰتِهِمْ — dua, kişiyle sınırlı kalmıyor: babalar, eşler, çocuklar.
Vâkıa'de cennet tasvirlerinin dili işlenirken bu ayet (Gāfir 40/8) eşlerin birlikte anıldığı yerlerden biri olarak anılmıştı. Oradaki kayda dayanıyorum.