إِنَّ ٱلَّذِينَ يُلْحِدُونَ فِىٓ ءَايَٰتِنَا لَا يَخْفَوْنَ عَلَيْنَآ
يُلْحِدُونَ — kök ل-ح-د. Somut anlam: bir çukurun yan tarafına doğru oyuk açmak. Lahd, mezarın dibinde değil yan duvarında açılan oyuktur (dosdoğru aşağı kazılana şakk ya da darîh denir).
Kelimenin resmi kaydedilmeye değer ve kendi okumam olarak veriyorum: ayet, âyetler karşısındaki kusuru reddetmek olarak değil, yana kaydırmak olarak tarif ediyor. Metin duruyor, yön değiştiriliyor.
Bu, sûrenin kırk dördüncü ayetiyle uyumludur: orada hangi seçenek olursa olsun bir itiraz bulunacağı gösterilmişti. İlhâd, karşı çıkmadan da yapılabilen bir iştir.
أَفَمَن يُلْقَىٰ فِى ٱلنَّارِ خَيْرٌ أَم مَّن يَأْتِىٓ ءَامِنًا يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ — ve bir soru geliyor: karşılaştırma açık bırakılıyor, cevap söylenmiyor. Ayet, hükmü okuyanın kendisine bırakıyor.