قُلْ أَرَءَيْتُمْ إِن كَانَ مِنْ عِندِ ٱللَّهِ ثُمَّ كَفَرْتُم بِهِۦ مَنْ أَضَلُّ مِمَّنْ هُوَ فِى شِقَاقٍۭ بَعِيدٍ
"De ki: Ya bu, Allah katındansa ve siz onu inkâr etmişseniz? Uzak bir ayrılık içinde olandan daha sapkın kim vardır?"
Bunu bir yöntem gözlemi olarak kaydediyorum: muhataptan, kendi konumunu kabul etmesi istenmiyor; kendi ihtimalini hesaba katması isteniyor. Sûrenin beşinci ayetinde karşı taraf tartışmayı kapatmıştı (fa'mel innenâ âmilûn — sen çalış, biz çalışıyoruz). Bu ayet, kapatılmış tartışmayı bir soruyla yeniden açıyor.
شِقَاق — kök ش-ق-ق: yarmak, ikiye ayırmak. Kök Kamer 54/1'de (ve'nşakka'l-kamer) ve İnşikâk'de işlendi. Şikāk, iki tarafın ayrı yarılara düşmesidir.
Ve sıfat baîd (uzak): ayrılık yalnız var değil, mesafesi de büyük. Kāf 50/3'te aynı sıfat (rec'un baîd) işlenmişti — orada inkâr edenler dirilişi "uzak" saymıştı. Burada uzak olan, kendi durumlarıdır.