وَمِنْ ءَايَٰتِهِ ٱلْجَوَارِ فِى ٱلْبَحْرِ كَٱلْأَعْلَٰمِ
el-Cevâr, câriye kelimesinin çoğuludur; kök ج-ر-ي: akmak, koşmak. Ve gemi için bu kelimenin kullanılması dikkat çekicidir: gemi "yüzen" değil, "akan" diye adlandırılıyor.
Yani kelime, geminin kendi hareketini değil, suyla birlikte gidişini öne çıkarıyor. Bir sonraki ayet bu seçimin karşılığını verecek: rüzgâr durunca gemiler durur.
Kelime mushafta el-cevâr şeklinde, sondaki yâ düşürülerek yazılır — Arapçada câr kalıbındaki isimlerin bilinen yazım özelliğidir. Kaydediyorum; buradan bir anlam çıkarmıyorum.
A'lâm, alem kelimesinin çoğuludur. Ve alem Arapçada şu demektir: bir yerin bilinmesini sağlayan işaret — yol işareti, sınır taşı, ve dağ.
| Türev | Anlam |
|---|---|
| عِلْم (ilm) | Bilgi |
| عَلَم (alem) | İşaret; dağ; bayrak; sancak |
| عَلَامَة (alâmet) | Belirti |
| مَعْلَم (ma'lem) | Bir yerin tanınmasını sağlayan nişane |
Ortak çekirdek: bir şeyin bilinmesini sağlayan şey. Dağ, çölde yön bulmanın en güvenilir işaretidir; bu yüzden alem denmiştir.
Ve benzetmenin işi kaydedilmeye değer: gemiler dağlara benzetiliyor. Benzetme yönü ikilidir ve müfessirler ikisini de kaydeder:
| Yön | Ne söylüyor |
|---|---|
| Büyüklük | Gemi, denizde bir dağ gibi büyük durur |
| Görünürlük | Gemi, uzaktan seçilen bir işaret gibidir |
İkinci yön, kelimenin kökündeki anlama dayanır ve onu kaydediyorum. Alem önce "işaret"tir, sonra "dağ".