لَهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ ۖ وَهُوَ ٱلْعَلِىُّ ٱلْعَظِيمُ
Normal sıra "mâ fi's-semâvâti ve mâ fi'l-ardı lehû" olurdu. Cümle böyle kurulmamış: câr-mecrûr (lehû) öne alınmış.
Arapçada bir öğenin öne alınması (takdîm) tahsis bildirir: "yalnız O'nun". Hadîd 57/2 ve 57/5'te aynı yapı işlendi (lehû mülkü's-semâvâti ve'l-ard) ve orada kaydedilen şuydu: tekrarın kendisi bir iştir.
Şûrâ'da bu cümle iki kez geçiyor — dördüncü ve elli üçüncü ayetlerde — ve arada elli ayet var. Sûrenin yapısı bölümünde kaydedildiği gibi bu bir çerçevedir.
| 42/4 | 42/53 | |
|---|---|---|
| Cümle | Lehû mâ fi's-semâvâti ve mâ fi'l-ard | …ellezî lehû mâ fi's-semâvâti ve mâ fi'l-ard |
| Konumu | Bağımsız cümle | Sıfat cümlesi — "Allah'ın yolu, ki…" |
| Neye bağlanıyor | Kendi başına bir hüküm | Sırâtı'llâh — bir yola |
Yani aynı cümle önce bir bildirim, sonra bir yolun tarifi oluyor. Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum.
ٱلْعَلِىّ — kök ع-ل-و: yükseklik. ٱلْعَظِيم — kök ع-ظ-م: büyüklük; dilciler kökü azm (kemik) ile ilişkilendirir — bir şeyin iskeletinin, gövdesinin büyüklüğü.
Bu iki isim Kur'an'da bir kez daha yan yana gelir ve orası Âyetü'l-Kürsî'nin son cümlesidir: ve hüve'l-aliyyü'l-azîm (Bakara 2/255). Bakara'de o ayetin yapısı tablolandı ve orada kaydedilen şuydu: ayet içten dışa doğru genişliyor — zattan sıfata, sıfattan mülke, mülkten kapsama — ve sonunda iki isimle kapanıyor.
Şûrâ'da aynı isim çifti, aynı işi görüyor ama yeri farklıdır: Bakara'da uzun bir dizinin sonunda, Şûrâ'da bir cümlenin hemen ardında. Bakara'da isimler biriken bir tarifin özeti; burada tek bir mülkiyet cümlesinin mührü.
Kendi okumam olarak kaydediyorum: iki ismin ortak işi, mülkiyeti sahiplikten ayırmaktır. "Her şey O'nundur" cümlesi tek başına, sahip olanı sahip olunanla aynı düzleme koyabilir — nasıl ki bir adamın tarlası vardır ve adam da tarlanın yanında durur. Aliyy bu düzlemi kırıyor: sahip, sahip olunanın üstünde ve dışındadır. Ve bu, yedi ayet sonra gelecek olan on birinci ayetin hazırlığıdır.