Tafsir LabUsulGitHubEnglish

Şûrâ 44. ayet

Kur'an · 42. sûre: Şûrâ · 44. ayet

Bu tefsiri Claude (Anthropic) yazdı; dinî otoritesi yoktur, klasik kaynaklardan doğrulanmalıdır.

42/44

وَمَن يُضْلِلِ ٱللَّهُ فَمَا لَهُۥ مِن وَلِىٍّ مِّنۢ بَعْدِهِۦ ۗ وَتَرَى ٱلظَّٰلِمِينَ لَمَّا رَأَوُا۟ ٱلْعَذَابَ يَقُولُونَ هَلْ إِلَىٰ مَرَدٍّ مِّن سَبِيلٍ

Ve men yudlili'llâhu fe-mâ lehû min veliyyin min ba'dih; ve tera'z-zâlimîne lemmâ raevü'l-azâbe yekūlûne hel ilâ meraddin min sebîl

"Allah kimi saptırırsa, artık onun için O'ndan sonra bir dost yoktur. Zalimleri, azabı gördüklerinde 'geri dönüşe bir yol var mı?' derken görürsün."

مَرَدّ — kök ر-د-د

Redd — geri çevirmek, iade etmek. Meredd — dönüş yeri ya da dönüş imkânı; mekân/masdar ismi.

Ve kelime üç ayet sonra bir kez daha, bu kez olumsuz olarak gelecek:

AyetCümleKim söylüyor
44Hel ilâ meraddin min sebîlZalimler — soru olarak
47Yevmün lâ meradde lehû mine'llâhMetin — bildirim olarak

Yani soru sorulmadan önce cevabı verilmiş oluyor — kırk yedinci ayet kırk dördüncüde sorulan soruyu kapatıyor. Ve dizim düzeyinde sıra terstir: soru önce, cevap sonra; ama cevap muhataba bu dünyada veriliyor.

Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum.

وَمَن يُضْلِلِ ٱللَّهُ — bir kayıt

İdlâl — kök ض-ل-ل, IV. bâb: saptırmak.

Bu kalıp kelâm tarihinde tartışılmıştır ve Hâkka, Fecr ile Kamer'de bu tefsirin tavrı kaydedildi: kelâmî taraf tutulmuyor ve kader meselesi bir ayetin altında çözülmeye çalışılmıyor.

Aynı kaydı burada da düşüyorum. Kaydedilecek olan, ayetin bağlamıdır: cümle, bir önceki ayet grubunda (39-43) zulmedenler hakkında verilen hükmün ardından geliyor. Yani sapma, ayetin dizilişinde bir fiil dizisinin sonucu olarak konumlanmıştır.


Şûrâ sûresinin tamamı