أَمِ ٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِهِۦٓ أَوْلِيَآءَ ۖ فَٱللَّهُ هُوَ ٱلْوَلِىُّ وَهُوَ يُحْىِ ٱلْمَوْتَىٰ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
Emi'ttehazû min dûnihî evliyâ, fe'llâhu hüve'l-veliyyü ve hüve yuhyi'l-mevtâ ve hüve alâ külli şey'in kadîr
"Yoksa O'ndan başka veliler mi edindiler? Oysa velî ancak Allah'tır; ölüleri O diriltir ve O her şeye gücü yetendir."
Em Arapçada iki iş görür: ya bir seçenek sorusunun ikinci tarafını getirir ("bu mu, yoksa şu mu?"), ya da tek başına, kınama ve şaşırma bildiren bir soru kurar (em münkatıa). Burada ikincisidir.
Ve bu edat sûrede üç kez geçiyor ve üçünde de aynı işi görüyor: karşı tarafın bir tutumunu soru biçiminde önüne koymak.
| Ayet | Soru | Neyi soruyor |
|---|---|---|
| 9 | Emi'ttehazû min dûnihî evliyâ | Velî edinme |
| 21 | Em lehum şürakâü şeraû lehum mine'd-dîn | Din koyma |
| 24 | Em yekūlûne'fterâ ale'llâhi kezibâ | İftira ithamı |
Üç soru, üç ayrı iddia: kime bağlandın, kim kural koydu, bu söz kimin. Bu dağılım metinden doğrulanabilir bir olgudur.
1. Belirlilik — el-veliyy, takılı. Soruda evliyâ nekre ve çoğuldu. 2. Ayırma zamiri — hüve (zamîru'l-fasl): "yalnız O". 3. Tekillik — çoğula karşı tekil.
Velî, yanında duran ve işini üstlenendir. Bir velînin sınırı, gücünün yettiği yere kadardır. İnsanın edindiği veliler — put olsun, kişi olsun, kurum olsun — hayatın içinde bir yere kadar iş görür. Ölüm, her velîliğin durduğu sınırdır.
Bunu kendi okumam olarak veriyorum; dayanağı, delilin velî iddiasının hemen ardına konmuş olmasıdır.
Ve sûrenin devamıyla bağı var: yirmi sekizinci ayette el-veliyyü'l-hamîd gelecek ve orada da bir diriltme resmi olacak — ölü toprağın yağmurla dirilmesi. İki velî cümlesi, iki diriltme.