وَإِنَّهُۥ لَعِلْمٌ لِّلسَّاعَةِ فَلَا تَمْتَرُنَّ بِهَا وَٱتَّبِعُونِ ۚ هَٰذَا صِرَٰطٌ مُّسْتَقِيمٌ · وَلَا يَصُدَّنَّكُمُ ٱلشَّيْطَٰنُ ۖ إِنَّهُۥ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ
Ve innehû le-ilmün li's-sâati fe-lâ temterunne bihâ ve'ttebiûn · Hâzâ sırâtun müstakīm · Ve lâ yasuddennekümü'ş-şeytân · İnnehû leküm adüvvün mübîn
"O, Saat için bir bilgidir; onda şüpheye düşmeyin ve bana uyun. İşte bu, dosdoğru bir yoldur. Şeytan sizi çevirmesin; o size apaçık bir düşmandır."
| Görüş | Zamir neye | Cümlenin anlamı |
|---|---|---|
| 1 | Meryem oğlu Îsâ'ya | Onun durumu, Saat'in geleceğine dair bir işarettir |
| 2 | Kur'an'a | Bu kitap, Saat hakkında bilgi verendir |
| Okuyuş | Yazılış | Anlamı |
|---|---|---|
| le-ilmün | لَعِلْمٌ | Bir bilgi — bilgi kaynağı, işaret |
| le-alemün | لَعَلَمٌ | Bir alâmet, nişan — yol işareti |
İkinci okuyuş da nakledilmiştir. Alem, Arapçada yol üstüne dikilen işaret taşı, dağ, sancak demektir — yani görülünce nerede olunduğu anlaşılan işaret.
Tercih dayatmıyorum ve ayrıntısına girmiyorum, çünkü mesele nakil ile ilgilidir ve nakiller ayrıntıda birbirinden farklıdır.
Şu kadarı kaydedilebilir ve metinden çıkar: cümle, kıyametin zamanını bildirmiyor, geleceğini bildiriyor. Ve sûre bunu seksen beşinci ayette açıkça kayıtlayacak: ve indehû ilmü's-sâah — Saat'in bilgisi O'nun katındadır.
Nâziât'de bu sınır işlenmişti ve orada bu sûre anılmıştı: "Saat'in bilgisi O'nun katındadır." (Lokmân 31/34; Zuhruf 43/85; Fussilet 41/47). Oraya dayanıyorum.
Yani sûrenin kendi içinde bir denge vardır ve bunu bir metin verisi olarak kaydediyorum: altmış birinci ayet bir işaret veriyor, seksen beşinci ayet bilginin nerede olduğunu söylüyor. İkisi çelişmiyor: işaret bir şeyin geleceğini gösterir, zamanını değil.
Kökün somut anlamı hayvancılıktan gelir: merâ'n-nâkate — deveyi sağmak için memesini ovmak, sıvazlamak.
Ve buradan: mirye — şüphe, tereddüt. Dilciler bağı şöyle kurar: sağılan meme gibi, bir konuyu evirip çevirmek, üstünde durup durmak. Bu izahı nakledildiği şekliyle aktarıyorum.
Kelimenin resmi kaydedilmeye değer: şüphe, kökün resminde bir şeyi elde tutup ovalamaktır — bırakmamak, ama sonuca da varmamak.
| Ayet | Kim söylüyor | Kalıp |
|---|---|---|
| 43 | Metin (peygambere) | inneke alâ sırâtın müstakīm |
| 61 | Kim olduğu tartışmalı | hâzâ sırâtun müstakīm |
| 64 | Îsâ | hâzâ sırâtun müstakīm |
Kırk üçüncü ayetteki kalıp ötekilerden farklıdır: orada kişi yolun üzerinde, burada bir şey yolun kendisi.
Altmış birinci ayetteki ve'ttebiûn (bana uyun) ifadesinin kimin ağzından çıktığı da tartışılmıştır — peygambere söylenen bir emir mi, yoksa Îsâ'nın sözünün başlangıcı mı. Altmış üçüncü ayette Îsâ'nın sözü açıkça başlıyor ve orada da ve etîûn (bana itaat edin) geçiyor. Bu benzerlik, ikinci okumayı destekleyenlerce delil sayılır. Tercih dayatmıyorum.
ص-د-د kökü sûrede üçüncü kez. Yukarıda (43/57 bahsinde) kurduğum tabloyu tamamlıyorum.
Fiil nûn-u sakîle (ağır tekit nûnu) ile geliyor: yasuddenneküm. Bu kalıp Arapçada en kuvvetli yasaklama/uyarı biçimidir.
Ve düşmanlık kelimesi, altmış yedinci ayette dönecek: ba'duhüm li-ba'dın adüvv. İki geçiş: biri şeytan için, öteki dostlar için.