وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ لَيَقُولُنَّ خَلَقَهُنَّ ٱلْعَزِيزُ ٱلْعَلِيمُ
"Andolsun, onlara 'gökleri ve yeri kim yarattı?' diye sorsan, mutlaka 'onları üstün ve bilen yarattı' derler."
Birinci blok (1-8) kitabı ve karşı tarafın tavrını anlattı. İkinci blok bir soruyla açılıyor — ve soru, karşı tarafa yöneltiliyor.
Yöntem şudur ve sûrenin en etkili hamlelerinden biridir: karşı tarafın kendi cevabıyla kendi durumunun tutarsızlığını göstermek.
| Öğe | İşi |
|---|---|
| ve le-in seeltehüm | Şartın başına gelen lâm — yeminin habercisi (lâmü't-tevtıe) |
| le-yekūlünne | Yeminin cevabı — lâm + tekit nûnu |
Bu tekit yığılması bir bilgi taşıyor ve kendi okumam olarak kaydediyorum: ayet cevabın ne olacağını tahmin etmiyor, kesin olarak bildiriyor. Yani söylenen şey şudur: bu cevabı verecekleri zaten bellidir. Tartışma yaratıcının kim olduğunda değil.
Dikkat: cevap "Allah" demekle kalmıyor, iki sıfat sayıyor. Müfessirler bunun üzerinde durmuştur ve iki okuma nakledilir:
| Okuma | Ne der |
|---|---|
| 1 | Cevabın tamamı onların ağzından — verdikleri cevabın içinde bu sıfatlar da var |
| 2 | Halakahünne onların, sıfatlar metnin kendi eklemesi |
Tercih dayatmıyorum. Ama şu kaydedilebilir: seçilen iki sıfat (azîz — üstün, yenilmez; alîm — bilen) tam olarak sûrenin ilerideki tartışmasının konusudur. Sûre, kimin büyük olduğunu ve kimin bildiğini tartışacak.
Bu, Kur'an'ın Mekke muhataplarına karşı en sık kullandığı yöntemlerden biridir ve Nebe''de şöyle kaydedilmişti:
"Mekkeliler Allah'ın yaratıcı olduğunu inkâr etmiyorlardı (Kur'an bunu birçok yerde kaydeder: Ankebût 29/61, Zuhruf 43/9). İnkâr ettikleri şey, çürümüş kemiklerin tekrar toplanabileceğiydi."
Aynı yöntem sûrenin sonunda tekrar edecek — 87. ayette: ve le-in seeltehüm men halakahüm le-yekūlünnallâh — "onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan, mutlaka 'Allah' derler."
| 43/9 | 43/87 | |
|---|---|---|
| Soru | Gökleri ve yeri kim yarattı | Onları kim yarattı |
| Ölçek | Evren | Kendileri |
| Cevap | el-azîzü'l-alîm | Allâh |
| Ardından | Nimet listesi (10-13) | fe-ennâ yü'fekûn (nasıl çevriliyorlar) |
Yani sûre aynı soruyu iki kez soruyor: bir kez evren için, bir kez muhatabın kendisi için. İkincisi sûrenin sonunda ve ölçek küçültülmüş. Ahkāf bahsinde kaydedilen "delil mesafesi" gözlemiyle aynı yerdedir: delil, muhatabın uzanabileceği yere getiriliyor.