أَوَلَمْ يَرَوْا۟ أَنَّ ٱللَّهَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَلَمْ يَعْىَ بِخَلْقِهِنَّ بِقَٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يُحْۦِىَ ٱلْمَوْتَىٰ
"Gökleri ve yeri yaratan, bunları yaratmakla yorulmayan Allah'ın, ölüleri diriltmeye gücünün yeteceğini görmediler mi?"
وَلَمْ يَعْىَ — kök ع-ي-ي: yorulmak, güç yetirememek, çaresiz kalmak. Dilciler kökün "bir işin nasıl yapılacağını bilememek" anlamını da kaydeder.
Aynı fikir Kāf 50/38'de başka bir kelimeyle geçer (ve mâ messenâ min lüğûb) ve Kāf'de işlendi. Bakara 2/255'te de aynı yerden geliyordu: ve lâ yeûdühû hıfzuhümâ — koruması O'na ağır gelmez.
Üç ayet, üç ayrı kelime, aynı iş: lüğûb, e'y, evd. Üçü de bedensel sınırı bildiren kelimelerdir ve üçü de reddedilir.
Delilin mantığı sûrenin geri kalanıyla tutarlıdır: büyük olanı yapmış olmak, küçük olanı yapabilmenin delili sayılıyor. Ve delil yine gözlemden çıkıyor — evelem yerav (görmediler mi).