سَيَهْدِيهِمْ وَيُصْلِحُ بَالَهُمْ · وَيُدْخِلُهُمُ ٱلْجَنَّةَ عَرَّفَهَا لَهُمْ
Dördüncü ayetin sonunda başlayan cümle burada devam ediyor. Aynı özne (gizli, Allah), aynı nesne (Allah yolunda öldürülenler), ve dört fiil:
| # | Fiil | Zaman | Ne yapıyor |
|---|---|---|---|
| 1 | لَن يُضِلَّ (4) | Gelecek, olumsuz | Amelleri kaybettirmeyecek |
| 2 | سَيَهْدِى (5) | Gelecek (sîn ile) | Yol gösterecek |
| 3 | يُصْلِحُ (5) | Muzâri | Bâli düzeltecek |
| 4 | يُدْخِلُ (6) | Muzâri | Cennete koyacak |
Sıralamayı incelemek gerekiyor. Beklenen sıra şudur: ölen kişi ödülünü alır. Ama ayet önce yol göstermeyi koyuyor.
Yol gösterme, yürüyen bir kişiye yapılan bir iştir. Burada ise muhatap öldürülmüş kişidir. Klasik tefsirlerde bu, "âhiretteki yolunda ona rehberlik edilmesi" olarak izah edilir; bazıları "dünyada iken hidayette olmalarının devam ettirilmesi" der. Her iki izah da nakledilir; tercih yapmıyorum.
Şu kadarı metinden görünüyor: fiil ölümden sonra bile bir yürüyüş varsayıyor. Ödül, duran bir hâl değil.
İkinci ayette bu ifade mâzî kipiyle geçmişti: أَصْلَحَ بَالَهُمْ. Burada muzâri kipiyle geliyor: يُصْلِحُ بَالَهُمْ.
| Ayet | Kip | Kime |
|---|---|---|
| 2 | أَصْلَحَ — mâzî | İman edip sâlih iş yapanlara |
| 5 | يُصْلِحُ — muzâri | Allah yolunda öldürülenlere |
Ve bâl kelimesinin Kur'an'daki dört geçişinden ikisi bu ikisidir. Kelime, sûrede iki kez, tek bir fiille birlikte kullanılıyor.
İkinci ayet, yaşayan müminlere bir vaat veriyordu ve mâzî kipini kullanmıştı: iç hâlin düzelmesi zaten olmuş bir şey. Beşinci ayet, ölmüş olanlara veriyor ve muzâri kullanıyor: düzelme devam edecek bir şey.
Bu ayrımı bağlayıcı bir tefsir olarak sunmuyorum; kip farkı metinde duruyor, ondan çıkardığım anlam benimdir. Kip farkının, cümlelerin bulunduğu bağlamdan (biri geçmiş hükümlerin sıralandığı yerde, diğeri gelecek vaatlerin sıralandığı yerde) kaynaklanıyor olması da mümkündür.
- عَرَفَ — bildi, tanıdı.
- مَعْرِفَة — tanıma bilgisi.
- عُرْف — 1) örf, bilinen ve kabul edilmiş olan; 2) atın yelesi, horozun ibiği — yani yükselen kenar; 3) güzel koku.
- عَرَفَة / عَرَفَات — yer adı.
- تَعْرِيف — tanıtmak; ve ayrıca sınırlandırmak, belirlemek (nahivde ta'rîf, bir ismi belirli kılmaktır).
| # | Okuma | Kökün hangi dalı | Anlam |
|---|---|---|---|
| 1 | "Onu kendilerine tanıttı" | ma'rife — bilmek | Cennete girerken orayı, kendi evlerini bilir gibi bilirler; yolu sormazlar |
| 2 | "Onu güzel kokulu kıldı" | arf — güzel koku | Cennet onlar için hoş kokulu kılınmıştır |
| 3 | "Onu onlar için belirledi/sınırladı" | ta'rîf — belirleme, urfe — sınır | Herkesin payı önceden ayrılmış, sınırı çizilmiştir |
Şu gözlemi kaydediyorum — kendi okumamdır: üç okumanın üçü de aynı yöne bakar. Tanımak, koku, ve sınırın belirlenmiş olması — hepsi yabancılığın kalkmasını anlatır. Bir yere ilk kez girdiğinde onu tanımak, kokusunu tanımak, ve orada kendi yerinin ayrılmış olduğunu bilmek: üçü de "burası sana ait" der.
عَرَّفَهَا لَهُمْ cümlesinin i'râbı da tartışılmıştır: ٱلْجَنَّةَ'nin sıfatı mıdır ("kendilerine tanıttığı cennet"), yoksa hâl midir ("cenneti onlara tanıtmış olarak"), yoksa müstakil bir cümle midir ("onu kendilerine tanıtmıştır")?
Bir ayrıntı: fiil mâzîdir (arrafe), oysa etrafındaki fiiller muzâridir (seyehdî, yuslihu, yüdhilü). Yani üç gelecek fiilin arasına bir geçmiş fiil girmiş.
Bu, tanıtmanın girişten önce olduğunu gösterir — bir gözlem olarak kaydediyorum. Cennete koyma gelecekte; tanıtma olmuş bitmiş.