وَلِلَّهِ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۚ يَغْفِرُ لِمَن يَشَآءُ وَيُعَذِّبُ مَن يَشَآءُ ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا
Ve lillâhi mülkü's-semâvâti ve'l-ard; yağfiru li-men yeşâü ve yuazzibü men yeşâ'; ve kâne'llâhu ğafûran rahîmâ
"Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Dilediğini bağışlar, dilediğini azaplandırır. Allah bağışlayandır, merhamet edendir."
| Ayet | Cümle |
|---|---|
| 4 ve 7 | ve lillâhi جُنُودُ 's-semâvâti ve'l-ard — orduları |
| 14 | ve lillâhi مُلْكُ 's-semâvâti ve'l-ard — mülkü |
İlk blokta kuvvet, ikinci blokta sahiplik anılıyor. Ve bu, iki bloğun konusuna uygundur: birinci blokta bir sonuç gerçekleşmiş, ikinci blokta bir hesap tartışılmaktadır. Kuvvet sonucu belirler; mülkiyet hesabı belirler.
- yağfiru لِmen yeşâ' — bağışlama fiili لِ (için) edatıyla geliyor
- yuazzibü men yeşâ' — azap fiili doğrudan nesne alıyor, edat yok
Arapçada ğafera fiili genellikle li- edatıyla kullanılır; bu, teknik bir kullanım farkı olarak açıklanabilir. Ama edatın anlamı da vardır: لِ menfaat bildirir — "onun lehine örter".
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum ve bundan bir hüküm çıkarmıyorum; edat farkının burada kasıtlı bir vurgu olduğunu iddia etmek, dilin olağan kullanımını görmezden gelmek olur.
Ama şu dizim verisi tartışmasızdır: cümle bağışlama ile başlıyor, azapla devam ediyor, ve iki bağışlama ismiyle kapanıyor: ğafûrun rahîm.
Yani ayet, iki yönlü bir hüküm bildirdiği halde, iki ucundan da rahmet tarafına bağlanmış. Bu bir dengeleme değil, bir ağırlık dağılımıdır.
Bu sıra dikkat çekicidir ve kendi okumam olarak kaydediyorum. Blok boyunca söylenenler ağırdır: mazeretin geçersizliği, kalpteki kötü zan, "helâke yüz tutmuş topluluk", ateş. Ve kapanışta iki isim geliyor: ğafûr ve rahîm.
Metin, kapıyı kapatmıyor. Ve bir sonraki blokta bu açıklık somutlaşacak: aynı gruba yeni bir çağrı yapılacak (16), ve gerçek mazereti olanların mazereti kabul edilecek (17).
غَفُور — fa'ûl kalıbı, mübalağa: çokça örten. رَحِيم — kök ر-ح-م: rahim (ana rahmi) ile aynı kök. Kökün tahlili Fâtiha'de yapıldı.