إِنِّىٓ أُرِيدُ أَن تَبُوٓأَ بِإِثْمِى وَإِثْمِكَ فَتَكُونَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلنَّارِ · فَطَوَّعَتْ لَهُۥ نَفْسُهُۥ قَتْلَ أَخِيهِ فَقَتَلَهُۥ فَأَصْبَحَ مِنَ ٱلْخَٰسِرِينَ
İnnî ürîdü en tebûe bi-ismî ve ismike fe-tekûne min ashâbi'n-nâr · Ve zâlike cezâü'z-zâlimîn · Fe-tavvaat lehû nefsühû katle ahîhi fe-katelehû fe-asbaha mine'l-hâsirîn
"Ben, benim günahımı da kendi günahını da yüklenip ateş halkından olmanı isterim. Zalimlerin karşılığı budur. Nefsi onu kardeşini öldürmeye boyun eğdirdi; onu öldürdü ve hüsrana uğrayanlardan oldu."
Kökün somut anlamı: bir yere yerleşmek, konaklamak; ve bir şeyi üstlenip onunla dönmek. Mebvâ — barınak, yerleşilen yer. Kur'an tebevveû fiilini yerleşme için kullanır (Haşr 59/9 — ve'llezîne tebevveü'd-dâra, Haşr'de işlendi).
Buradaki kullanım "bir yükle dönmek"tir. Yani günah, taşınan bir yük gibi değil, kişinin yerleştiği bir yer gibi anlatılıyor.
| Görüş | İsmî ne demek |
|---|---|
| Birinci | "Beni öldürmenin günahı" — yani bana karşı işlenen suçun vebali |
| İkinci | "Benim işlediğim günahlar" — bir yük devri anlamında |
| Üçüncü | Terkip bir bütündür ve "iki günahı birden" demektir; ayrıntısına girilmez |
Tercih dayatmıyorum. Ancak ikinci görüşün Kur'an'ın ve lâ teziru vâziratün vizra uhrâ (Fâtır 35/18; Fâtır (Melâike)'de işlendi) ilkesiyle uzlaştırılması gerektiği klasik tefsirlerde kaydedilir. Bu kaydı aktarıyorum; karara bağlamıyorum.
إِنِّىٓ أُرِيدُ — ve fiilin "istemek" olması üzerinde de durulur. Bir kimsenin başkasının cehennemlik olmasını "istemesi" nasıl anlaşılır? Klasik tefsirlerde verilen izahlar: (a) bu bir istek değil, iki kötü seçenek arasında birinin diğerine tercih edilmesidir; (b) fiil "razı olurum" anlamındadır; (c) bu, sonucun bildirilmesidir, temenni değil. Üçünü de aktarıyorum, tercih dayatmıyorum.
ط-و-ع kökü: boyun eğmek, itaat etmek; ve bir işin kolay gelmesi. Tâat — itaat; tavu'an — isteyerek; istitâat — güç yetirebilmek.
Yani cümlenin öznesi kişinin kendisi değil, nefsidir. Kişi cümlede mef'ûl konumundadır: kendi nefsi, ona kardeşini öldürmeyi boyun eğdirmiştir.
Bu, 5/2 ve 5/8'de işlenen lâ yecrimenneküm şeneânü kavmin kalıbının aynısıdır: orada da kin fâil, insan mef'ûldü. Sûre, aynı gramer yapısını iki kez kullanıyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı iki cümlenin i'râbıdır: sûre, kötülüğü anlatırken insanı özne yapmıyor. Bir şeyin insanı ittiğini anlatıyor. Ve bu, sorumluluğu kaldırmıyor — sonuç yine kişiye ait (fe-katelehû, fe-asbaha mine'l-hâsirîn) — ama sürecin nasıl işlediğini gösteriyor.
فَقَتَلَهُ — ve fiil çıplaktır. Cinayetin nasıl işlendiği, nerede, ne zaman — hiçbiri anlatılmıyor. Anlatı, olayın ayrıntısına değil, öncesine ve sonrasına bakıyor.
فَأَصْبَحَ مِنَ ٱلْخَٰسِرِينَ — أ-ص-ب-ح fiili: sabaha çıkmak; ve "…olmak, o hâle gelmek". Kelimenin somut anlamı hâlâ içindedir: bir gece geçiyor ve sabah başka biri olarak uyanıyor.
خ-س-ر kökü: ticarette zarar, sermayenin eksilmesi. Asr'de işlendi; oraya dayanıyorum. Kelime, elde edilen bir şeyi değil, kaybedilen bir şeyi anlatır: cinayet ona bir şey kazandırmadı.