أَفَعَيِينَا بِٱلْخَلْقِ ٱلْأَوَّلِ ۚ بَلْ هُمْ فِى لَبْسٍ مِّنْ خَلْقٍ جَدِيدٍ
Altı-on bir arası gözlem deliliydi. On iki-on dört tarih. Bu ayet ise ilk kez aklî bir soru soruyor.
- عَيِيَ بِالأَمْرِ — işi beceremedi, altından kalkamadı.
- أَعْيَا — yordu, bitirdi; ve yoruldu.
- عَيّ — konuşmada takılmak, dilinin dönmemesi. Ayiyy — kekeme, meramını anlatamayan.
| Ayet | İfade | Biçim |
|---|---|---|
| 15 | e-fe-ayînâ bi'l-halkı'l-evvel | Soru — "âciz mi kaldık?" |
| 38 | ve mâ messenâ min lüğûb | Haber — "bize hiçbir yorgunluk dokunmadı" |
İki ayet de yaratmanın Allah'a bir külfet getirmediğini söylüyor. Biri soru sorarak, öteki doğrudan bildirerek. Ve ikisi de aynı fikrin iki ayrı köküyle kurulmuş: ع-ي-ي (âciz kalmak) ve ل-غ-ب (yorulmak).
Argüman şudur ve Kur'an'da birçok yerde tekrarlanır: ilk yaratma zaten olmuştur ve kimse buna itiraz etmemektedir. İtirazcı da vardır, doğmuştur, yaşamaktadır.
Yani tartışılan şey bir imkân değil, bir tekrardır. Ve bir işi bir kez yapmış olan için, aynı işi ikinci kez yapmak yeni bir zorluk getirmez.
"Yaratmayı ilk başlatan O'dur; sonra onu tekrarlar; bu O'nun için daha kolaydır." (Rûm 30/27)
Ve o ayette bir kayıt vardır ki dikkat edilmelidir: "daha kolay" ifadesi Allah açısından bir derecelendirme değil, insanın ölçüsüne göre konuşmadır. Aynı ayet devam eder: "Göklerde ve yerde en yüce sıfat O'nundur."
Bu tefsirde şu tutum benimseniyor: Allah hakkında "kolay" ve "zor" ayrımı yapılmaz; bu ifadeler muhatabın ölçüsüyle konuşur. Nitekim bu sûrenin kırk dördüncü ayeti de aynı dili kullanır: "bu, bize kolay bir toplamadır" (haşrun aleynâ yesîr).
Ve buradan ikinci anlam doğar: bir şeyin üzerini örterek onu belirsizleştirmek. Lebs — karışıklık, belirsizlik. İltibâs — birbirine karışma. Telbîs — üstünü örtüp yanıltma.
Kāf'a özgü olan şudur: ayet, onların hâlini "inkâr" diye adlandırmıyor. Lebs diyor — yani "içinde bulundukları bir örtü hâli".
Ve ifade dikkat çekicidir: hum fî lebsin — "bir belirsizlik içindeler". Belirsizlik, sahip oldukları bir görüş değil; içinde bulundukları bir yer gibi anlatılıyor.
Bunu kendi okumam olarak veriyorum: kelime, meselenin bir bilgi eksikliği değil, bir konum meselesi olduğunu ima ediyor. Örtünün içindeki kişi, dışarısını göremediği için dışarısı olmadığını düşünür.
Ve bu, ikinci ayetteki teşhisle uyumludur: orada da itirazın delile değil, hâle (şaşkınlık) dayandığı söylenmişti.
| Ayet | Teşhis | Katman |
|---|---|---|
| 2 | acibû — şaştılar | Tepki |
| 5 | kezzebû — yalanladılar | Hüküm |
| 15 | fî lebs — belirsizlik içindeler | Durum |
Üç teşhis birlikte okunduğunda bir sıra çıkıyor ve bunu kendi okumam olarak veriyorum: önce görünen tepki, sonra verilen hüküm, sonra hükmün altındaki asıl hâl. Sûre dışarıdan içeriye iniyor.
Kalem bahsinde benzer bir hareket tespit edilmişti (dokuz sıfatın dıştan içe inmesi) ve orada Fecr'den şu aktarılmıştı: "Kur'an teşhisi genellikle böyle kurar: görünen fiilden başlar, kaynağa iner." Kāf'taki üç bel, aynı yöntemin daha kısa bir örneğidir.