52/39-43 — Sorular sürüyor
أَمْ لَهُ ٱلْبَنَٰتُ وَلَكُمُ ٱلْبَنُونَ أَمْ تَسْـَٔلُهُمْ أَجْرًا فَهُم مِّن مَّغْرَمٍ مُّثْقَلُونَ أَمْ عِندَهُمُ ٱلْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ أَمْ يُرِيدُونَ كَيْدًا ۖ فَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ هُمُ ٱلْمَكِيدُونَ أَمْ لَهُمْ إِلَٰهٌ غَيْرُ ٱللَّهِ ۚ سُبْحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ
Em lehü'l-benâtü ve lekümü'l-benûn · Em tes'elühüm ecran fe-hüm min mağramin müskalûn · Em indehümü'l-ğaybü fe-hüm yektübûn · Em yürîdûne keydâ; fe'llezîne keferû hümü'l-mekîdûn · Em lehüm ilâhun ğayrullâh; sübhânallâhi ammâ yüşrikûn
"Yoksa kızlar O'nun, oğullar sizin mi? Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da ağır bir borç altında mı kalmışlar? Yoksa gayb onların yanında da onlar mı yazıyorlar? Yoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Asıl tuzağa düşenler inkâr edenlerdir. Yoksa Allah'tan başka bir ilahları mı var? Allah, onların ortak koştuklarından uzaktır."
Cahiliye Arabistanı'nda meleklerin Allah'ın kızları sayıldığı Kur'an tarafından kaydedilir (Necm 53/27; Nahl 16/57; Sâffât 37/149-153). Ve aynı toplumda kız çocuğu doğması bir utanç sayılıyordu — Nahl 16/58-59 bunu ayrıntılı olarak anlatır ve Tekvîr 81/8-9'daki mev'ûde (diri diri gömülen kız) bahsinde bu tefsirde işlendi.
Ve dizim bunu vurguluyor: lehü'l-benât ve leküm'ül-benûn — iki taraf ve iki nesne, karşılıklı konmuş.
Bir kayıt gerekiyor: ayet kız çocuğunun değersizliğini kabul etmiyor; muhatabın kabulünü ona karşı kullanıyor. Bu, Kur'an'ın sık kullandığı bir tekniktir: karşı tarafın kendi ölçüsüyle konuşmak.
Ve Kur'an'ın kız çocuğu hakkındaki asıl hükmü, o kabulü açıkça reddeder — Tekvîr 81/8-9'da diri diri gömülen kızın hesabının sorulacağı bildirilir.
Ve bu soru, peygamberlerin ortak sözüne dokunuyor. Kur'an'da peygamberler düzenli olarak şunu söyler: "Ben buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum" (Şuarâ 26/109, 127, 145, 164, 180; Yûnus 10/72; Hûd 11/29, 51).
Yani soru bir ihtimali eliyor: direnişin sebebi maddî bir yük olabilir mi? Hayır, çünkü bir talep yok.
مَغْرَم — kök غ-ر-م: borç, ödenmesi gereken yük; ve zarar. Ğarâmet (Türkçede "garameten" ifadesinde kalmıştır) aynı kökten.
مُّثْقَلُون — kök ث-ق-ل: ağırlık. Bu kök Müzzemmil 73/5, Zilzâl 99/2 ve Kâria 101/6 bahislerinde işlendi ve orada üç konumu tablo halinde verilmişti; tekrarlamıyorum.
Buraya eklenecek olan: kelime burada dördüncü bir konumda — taşınan ağırlık ne amel ne söz; bir borç.
غَيْب — kök غ-ي-ب: görünmeyen, kaybolan. Ğaybet — bulunmama. Kelime Kur'an'da düzenli olarak "insanın erişemediği bilgi" için kullanılır.
Ve ikinci aşama, bilgiden yetkiye geçiyor. Yazmak, bilmekten fazlasıdır: yazan, kaydı tutan ve dolayısıyla belirleyen kişidir.
Ve bu, otuz yedinci ayetteki musaytır kelimesiyle birleşiyor — orada kaydettiğim gibi, dilciler o kelimeyi kayıt tutmakla ilişkilendirir.
| Ayet | Kelime | Kim yazıyor |
|---|---|---|
| 52/2 | mestûr — yazılmış | (edilgen — söylenmiyor) |
| 52/37 | musaytırûn | Soru: onlar mı? |
| 52/41 | yektübûn — yazıyorlar | Soru: onlar mı? |
Sûre bir yazılmış kitaba yemin ederek açılıyor ve otuz dokuz ayet sonra "yazan siz misiniz?" diye soruyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum; üç kelimenin sûrede bulunması metinde açıktır, aradaki ilişkiyi kuran benim.
Târık 86/15-16 bahsinde bu kök işlendi; tekrarlamıyorum. Oradaki tespitin özeti: Kur'an aynı kelimeyi iki tarafa da kullanır ve bu bir tersine çevirmedir.
em yürîdûne keydâ — bir tuzak mı kurmak istiyorlar? fe'llezîne keferû hümü'l-mekîdûn — asıl tuzağa düşürülenler onlardır.
Bu, bu tefsirde birçok yerde kaydedilen "tersine çevirme" yapısıdır ve Mutaffifîn bölümünde ayrıca toplanmıştı.
Ve ikinci yarıda bir kip değişikliği var: soru bitiyor, cümle haber kipine geçiyor. Yani dizide ilk kez bir soru, hemen ardından gelen bir hükümle cevaplanıyor.
سُبْحَان — kök س-ب-ح. Nasr 110/3 ve Müzzemmil 73/7 bahislerinde bu kök işlendi; tekrarlamıyorum. Özeti: kökün somut anlamı suda ya da havada yüzmek, bir ortamda hızla ilerlemektir; tesbih ile bağı dilcilerin kurduğu bir ilişkidir, kesin bir etimoloji hükmü değildir.
Ve dizinin bir tesbihle kapanması, on beş sorunun vardığı yeri gösteriyor. Sorular bir sonuca varmıyor — bir tenzîhe varıyor. Yani dizinin sonunda bir hüküm cümlesi değil, bir tavır cümlesi var.