وَأَن لَّيْسَ لِلْإِنسَٰنِ إِلَّا مَا سَعَىٰ · وَأَنَّ سَعْيَهُۥ سَوْفَ يُرَىٰ · ثُمَّ يُجْزَىٰهُ ٱلْجَزَآءَ ٱلْأَوْفَىٰ
Ve en leyse li'l-insâni illâ mâ se'â · Ve enne sa'yehû sevfe yürâ · Sümme yüczâhü'l-cezâe'l-evfâ "İnsana ancak çabası vardır. Çabası ileride görülecektir. Sonra ona karşılığı, en eksiksiz karşılık olarak verilecektir."
Kök: س-ع-ي. Bu kök Leyl ve Abese bölümlerinde çözümlendi, Hadîd ve Ğâşiye bölümlerinde işletildi. Ve dördünde de tam bu ayet örnek olarak verildi. Tekrarlamıyorum; özeti:
Somut anlamı hızlı yürümek, koşmaya yakın bir tempoda gitmek. Yürümek ile koşmak arasındaki hâl. Kelime Arapçada oradan çabalamak, uğraşmak, bir iş peşinde koşmak anlamına genişlemiştir — Türkçedeki "koşuşturmak" bu iki anlamı da taşıdığı için iyi bir karşılıktır. Kelimenin seçimi anlamlı. "Amel" (iş), "fiil" (eylem), "kesb" (kazanım) denebilirdi. Sa'y denmiş — yani hareket halinde, telaşlı, bir şeyin peşinde olma hâli.
- Bir çiftçi tarlasını sürer, eker, sular — ve dolu yağar. Çaba tam, sonuç sıfır.
- Bir kişi bir hastaya bakar, gece gündüz uğraşır — ve hasta ölür. Çaba tam, sonuç yok.
- Bir başkası hiçbir şey yapmadan bir mirasa konar. Çaba yok, sonuç var.
Sonuçlar, insanın elinde olmayan yüzlerce etkene bağlıdır. Ve bir hesap, insanın elinde olmayan şey üzerinden kurulursa adil olmaz.
Ayet ölçüyü sonuçtan çabaya kaydırıyor. Ve bu, karşılık ilkesinin en adil kurulumudur: kişi, kontrol edebildiği şeyden sorumlu.
Bu tespiti kendi okumam olarak kaydediyorum; kelimenin anlamı (koşma, çabalama) sözlük verisidir ve dört ayrı bölümde kaydedilmiştir. Yeni olan, sa'y ile amel arasındaki bu ayrımın karşılık ilkesine bağlanmasıdır.
Ve bir kayıt daha gerekiyor. Bu okuma, çabanın niteliğinin önemsiz olduğu anlamına gelmez. Ğâşiye bölümünde bu nokta işlenmişti:
İsrâ 17/19 çabaya bir şart koyuyor: "Kim âhireti ister ve mümin olarak ona yaraşır bir çaba gösterirse, işte onların çabası karşılık görür" — yani çaba tek başına yeterli değil, hedefine uygun olması gerekiyor.
Ğâşiye bölümü ayrıca Leyl'in "çabalarınız dağınıktır" (92/4: inne sa'yeküm le-şettâ) ayetiyle karşılaştırma yapmıştı: "Leyl'de çabalar şettâ idi: dağınık, birbirinden ayrı, aynı yere gitmiyor."
Yani Kur'an'ın sa'y hakkındaki hükmü iki parçalıdır: ancak çaban vardır (Necm 53/39), ve çabanın nereye gittiği önemlidir (Leyl 92/4; İsrâ 17/19).
| Yön | Ne söylüyor |
|---|---|
| Kısıtlayıcı | Çabandan fazlası yok. Ummadığın bir armağan hesaba katılmıyor |
| Güvence verici | Çabandan eksiği de yok. Harcadığın emek kaybolmuyor |
Aynı cümle hem bir sınır hem bir garanti. Ve hangisinin öne çıktığı, okuyanın konumuna göre değişir: umut bekleyen için bir sınır, emeği karşılıksız kalmış için bir garanti.
سَوْفَ, Arapçada gelecek zaman edatıdır ve se- (kısa gelecek) ile karşılaştırıldığında uzak gelecek bildirir. Yani "yakında" değil, "ileride, bir gün."
| Ayet | Kim | Ne |
|---|---|---|
| 11 | Elçinin gönlü | Gördüğünü yalanlamadı |
| 12 | Muhataplar | Gördüğü üzerinde tartışıyorlar |
| 13 | Elçi | Bir kez daha gördü |
| 18 | Elçi | En büyük âyetlerden gördü |
| 35 | Sırtını dönen adam | Gayb bilgisi yok ki görsün |
| 40 | Herkesin çabası | Görülecek |
Ve dizinin sonu dikkat çekicidir: sûre bir kişinin gördükleriyle başlayıp, herkesin görüleceği bir noktada bitiriyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı fiil dizisidir: sûre görme fiilini önce bir imtiyaz olarak kullanıyor (elçi gördü), sonra bir yetersizlik olarak (adam göremez), en sonunda bir maruz kalma olarak (herkesin çabası görülecek).
Ve edilgen kalıbın burada ne yaptığı önemli. "Allah onun çabasını görecek" denseydi, sadece bir gözlem kaydedilirdi. Yürâ denince, çaba görünür hale getiriliyor — yani ortaya konuyor, teşhir ediliyor.
Tekvîr bölümünde bu, kayıtların açılması olarak işlenmişti (81/10: ve ize's-suhufü nüşirat) ve orada kaydedilen tespit buraya uyuyor: "görünen ile kaydedilen arasındaki perde kalkıyor."
Ve bu sıra, adaletin bilinen bir şartıdır: hüküm, delil ortaya konduktan sonra verilir. Ayet bu sırayı gramerin içine yerleştiriyor.
Cezâ, Arapçada nötr bir kelimedir: karşılık. Ceza (Türkçedeki anlamıyla) değil; iyinin de kötünün de karşılığı. Kur'an bunu açıkça gösterir: "İyiliğin karşılığı (cezâü) iyilikten başka mıdır?" (Rahmân 55/60) — bu ayet Rahmân bölümünde işlendi.
Ve yukarıda kaydedildiği gibi, aynı kök 37. ayette İbrâhim için kullanılmıştı: ellezî veffâ — tastamam yerine getiren.
| Ayet | Kelime | Kim | Ne |
|---|---|---|---|
| 37 | veffâ (II. bâb) | İbrâhim | Tam yerine getirdi |
| 41 | el-evfâ (ism-i tafdîl) | Karşılık | En tam olan |
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum — kök tekrarı sayılabilir bir veridir, aralarında kasıtlı bir ilişki kurulduğu ise benim çıkarımımdır.