وَأَنَّهُۥ هُوَ أَضْحَكَ وَأَبْكَىٰ · وَأَنَّهُۥ هُوَ أَمَاتَ وَأَحْيَا
Ve ennehû hüve adhake ve ebkâ · Ve ennehû hüve emâte ve ahyâ "Güldüren de ağlatan da O'dur. Öldüren de dirilten de O'dur."
| Fiil | Kök | I. bâbdaki hali | IV. bâbdaki hali |
|---|---|---|---|
| أَضْحَكَ | ض-ح-ك | dahike — güldü | güldürdü |
| أَبْكَىٰ | ب-ك-ي | bekâ — ağladı | ağlattı |
| أَمَاتَ | م-و-ت | mâte — öldü | öldürdü |
| أَحْيَا | ح-ي-ي | hayye — dirildi | diriltti |
Gülmek ve ağlamak, insanın kendine ait olduğunu en fazla hissettiği iki fiildir. Bir insan güldüğünde, gülmeyi kendisinin yaptığını düşünür. Ağladığında da öyle.
Ayet fiili bir bâb yukarı taşıyarak sahibini değiştiriyor. İnsan gülüyor (dahike) — ama güldüren başkası (adhake).
Ve bu, bir kişilik iddiası değil, bir sebep tespiti. Ayet "sen gülmedin" demiyor; "gülmeni doğuran sebebi sen kurmadın" diyor.
Beklenen sıra tersi olurdu. Ölüm ve hayat, gülme ve ağlamadan çok daha büyük meselelerdir. Büyükten küçüğe gitmek daha alışılmış bir düzendir.
Ölüm ve hayat üzerinde insanın bir iddiası yoktur; kimse "ben kendimi doğurdum" demez. Yani kırk dördüncü ayet, muhatabın zaten kabul edeceği bir şeyi söylüyor.
Kırk üçüncü ayet ise tartışmalı olanı söylüyor. Gülmek ve ağlamak, insanın kendine ait saydığı fiillerdir. Sûre önce tartışmalı olanı koyup sonra tartışmasız olanla destekliyor.
Bu, delil düzeninde bilinen bir sıradır: kabul edilmesi zor olan önce söylenir, ardından kabul edilmesi kolay olan gelir ve birincisini taşır.
Gülmek ve ağlamak, insanın iradesiyle en zor yönettiği iki fiildir. Yürümeye karar verilir, konuşmaya karar verilir; ama gerçek bir gülme ya da gerçek bir ağlama karar verilerek üretilemez. Taklidi yapılabilir; kendisi yapılamaz.
İkisi de bir şeye tepkidir. Bir haber gelir, bir manzara görülür, bir söz duyulur — ve tepki kendiliğinden çıkar. İnsan, tepkinin öznesi değil, yeridir.
Ayetin IV. bâbı tam olarak bunu adlandırıyor. Fiiller insana değil, fiili doğuran sebebe nispet ediliyor.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum; gülme ve ağlamanın iradeyle ilişkisi hakkındaki bu değerlendirme benim yorumumdur ve bir nakil değildir.
43. ayet: ve ennehû hüve أَضْحَكَ وَأَبْكَىٰ — "güldüren de ağlatan da O'dur." 60. ayet: ve تَضْحَكُونَ وَلَا تَبْكُونَ — "gülüyorsunuz ve ağlamıyorsunuz."
| 43. ayet | 60. ayet | |
|---|---|---|
| Kim | Allah | Muhataplar |
| Bâb | IV. bâb — güldürdü, ağlattı | I. bâb — gülüyorsunuz, ağlamıyorsunuz |
| Denge | İkisi bir arada | Biri var, öteki yok |
Kırk üçüncü ayet iki fiili eşit olarak veriyor: güldüren ve ağlatan. Altmışıncı ayet birini olumlayıp ötekini olumsuzluyor: gülüyorsunuz ama ağlamıyorsunuz.
Bu bağı sûrenin kendisi kuruyor — iki kök tekrarı sayılabilir bir veridir. Aradaki "denge bozulması" yorumu ise benim okumamdır ve kendi okumam olarak kaydediyorum.
ض-ح-ك kökü bu tefsirde Abese ve Mutaffifîn bölümlerinde geçti. Mutaffifîn'de gülme, alay bağlamında işlenmişti (83/29: kânû mine'llezîne âmenû yadhakûn) ve sûrenin sonunda bu tersine dönüyordu (83/34).
ب-ك-ي kökü ise bu tefsirde ilk kez burada geçiyor. Kökün somut anlamı: gözyaşı dökmek, ağlamak. Türevler: bükâ' — ağlama; bekiyy — çok ağlayan. Kur'an bu son kalıbı kullanır: "Secdeye kapanırlar ve ağlarlar" (Meryem 19/58: ve بُكِيّاً).