سَيَعْلَمُونَ غَدًا مَّنِ ٱلْكَذَّابُ ٱلْأَشِرُ
Yirmi beşinci ayette Semûd şöyle demişti: كَذَّابٌ أَشِرٌ — belirsiz (nekire), tenvinli. "Yalancının teki, şımarığın biri."
Yirmi altıncı ayet cevap veriyor: ٱلْكَذَّابُ ٱلْأَشِرُ — belirli (marife), harf-i tarifli. "O yalancı, o şımarık."
| 25. ayet | 26. ayet | |
|---|---|---|
| Kim söylüyor | Semûd | Metin |
| Biçim | نكرة — belirsiz | معرفة — belirli |
| Anlamı | "Bir yalancı" | "O yalancı" |
| Kimin hakkında | Sâlih | Belirsiz — "kim olduğunu bilecekler" |
İki ayet arasındaki tek fark elif-lâm'dır. Ve o elif-lâm, sıfatı bir nitelemeden bir kimliğe çeviriyor.
Ve cümle, kimin olduğunu söylemiyor. Men (kim) ile soruyor: "kimin yalancı ve şımarık olduğunu bilecekler." Yani ayet, iddiayı çürütmüyor; iddianın sahibinin kim olduğunu geleceğe bırakıyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum. İki ayetin lafızları doğrulanabilir; harf-i tarifin işlevi gramer verisidir; ikisinden çıkardığım sonuç benimdir.
Kelime burada takvimsel bir "yarın" değildir. Arapçada ğad, yakın gelecek için yerleşik bir kullanıma sahiptir; Türkçedeki "yarın öbür gün" ifadesi aynı işi görür.
Kur'an bu kullanımı başka yerde de yapar: "Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilmez" (Lokmân 31/34) — orada da belirli bir gün kastedilmiyor.
Kelimenin buradaki işlevi mesafeyi kısaltmaktır. Sûre, gerçekleşmesi belirsiz bir geleceği "yarın" diye adlandırıyor. Ve bunu Semûd'a söylüyor — Semûd için o "yarın" gerçekten yakındı: Hûd 11/65'te üç günlük bir süre verildiği kaydedilir.
Bu ayrıntıyı Hûd 11/65'e dayanarak veriyorum; Şems'de de Kur'an'ın Semûd hakkında söyledikleri arasında kaydedilmişti.