وَلَقَدْ أَنذَرَهُم بَطْشَتَنَا فَتَمَارَوْا۟ بِٱلنُّذُرِ
Velekad enzerahüm batşetenâ fe-temârav bi'n-nüzür "Andolsun ki o, onları yakalayışımıza karşı uyardı; ama onlar uyarıları tartışmaya döktüler."
Kök: ب-ط-ش. Bu kök Bürûc'de ayrıntılı işlendi (inne batşe Rabbike le-şedîd, 85/12) ve orada kaydedilen tarif burada da geçerlidir:
Batş: bir şeyi şiddetle ve sertçe kavramak, üzerine atılıp yakalamak. Kelime elin hareketini anlatır — pençeleme, kapma, tutup bırakmamak.
Bürûc bölümünde kelimenin üç öğesi sayılmıştı ve birincisi ani olma idi: yavaş bir kuşatma değil, bir hamle. Bunları tekrarlamıyorum.
Buraya eklenecek olan kalıptır. Kelime burada بَطْشَة biçiminde, yani fa'le vezninde: tek kerelik oluş. Otuz birinci ayetteki sayha ile aynı vezin.
| Ayet | Kelime | Vezin | Anlamı |
|---|---|---|---|
| 31 | sayha | fa'le | Bir tek çığlık |
| 36 | batşe | fa'le | Bir tek yakalayış |
| 85/12 | batş | masdar | Yakalama (genel) |
Yani Kamer, hem Semûd'un hem Lût kavminin helâkini "tek kerelik" kalıbıyla adlandırıyor. Bürûc'da aynı kök masdar halinde, yani süreklilik bildirir biçimde geliyordu.
Kur'an aynı kalıbı bir kez daha kullanır: "Büyük yakalayışla (el-batşete'l-kübrâ) yakalayacağımız gün" (Duhân 44/16).
Sûrede elçilerin fiilleri şunlardır: Nûh dua etti (10), Sâlih'e gözetlemesi ve sabretmesi ve haber vermesi emredildi (27-28), Lût uyardı (36). Yani üç kıssada da elçinin yaptığı iş, tebliğ ya da dua — hiçbirinde bir güç kullanımı, bir müdahale, bir sonuç üretme yok.
Ve fiil إِفْعَال (IV. bâb) kalıbındadır: enzera. ن-ذ-ر kökünün bu bâbdaki anlamı "korkutucu bir haberle bildirmek"tir. Zâriyât, Nûh, Müddessir ve Mürselât'de kök işlendi; tekrarlamıyorum.
Kökün sûredeki dönüşü: enzerahüm (uyardı) fiilinin hemen ardından bi'n-nüzür (uyarılar) geliyor. Aynı kök, aynı cümlede iki kez: yapılan iş ve yapılan işin adı.
| Kök | Türev | Anlam |
|---|---|---|
| م-ر-ر | müstemirr (2, 19), emerr (46) | Geçmek / acı olmak |
| م-ر-ي | temârav (36), mirye | Şüphe etmek, tartışmak |
Bu ayrımı açıkça kaydediyorum, çünkü sûrenin ikisini de kullanması karıştırmaya elverişli. Hâkka bölümünde vâhiye ile vehn arasında, Kâria bölümünde başka çiftlerde aynı türden bir kayıt düşülmüştü. İki kök arasındaki ses yakınlığından anlam çıkarmıyorum.
م-ر-ي kökünün somut anlamı: merâ'd-darra — memeyi sağmak için çekiştirmek, sıkmak. Ve buradan mecaz: bir meseleyi çekiştirmek, ileri geri götürmek, üzerinde didişmek.
Ayetteki biçim VI. bâbdır ve VI. bâbın karşılıklılık bildirmesi burada tam işlevseldir: temârav — birbirleriyle tartıştılar.
| Ayet | Tepki | Ne yapıyorlar |
|---|---|---|
| 2 | yu'ridû | Yüz çeviriyorlar — bakmıyorlar |
| 2 | "sihrun müstemirr" | Ad koyuyorlar — açıklama getiriyorlar |
| 9 | "mecnûn" | Kişiyi niteliyorlar |
| 24-25 | "beşeran… kezzâbün eşir" | İtiraz ediyorlar — gerekçe sıralıyorlar |
| 36 | temârav | Tartışıyorlar — meseleyi müzakereye açıyorlar |
Beşincisi ötekilerden farklıdır ve kendi okumam olarak kaydediyorum. Yüz çevirmek, ad koymak, itiraz etmek — hepsi bir tavrın açık ifadeleridir. Temârî ise açık bir ret değil; meseleyi tartışılır hale getirmektir.
Ve ayette tartışılan şeyin ne olduğuna dikkat: fe-temârav bi'n-nüzür. Tartıştıkları şey uyarılardır. Uyarı bir tartışma konusuna dönüştürülüyor.
VI. bâbın karşılıklılığı bunu tamamlıyor: tartışma kendi aralarında yapılıyor. Uyaranla değil, birbirleriyle.
Bugüne bakan yönü. Bu ayetin tarif ettiği tavır, açık bir reddin daha az görünen bir biçimidir: bir uyarıyı reddetmeden, konu haline getirerek etkisiz kılmak. Tartışma sürdüğü sürece karar verilmesi gerekmez.
Bu son cümle benim okumamdır ve bir hüküm değil, kelimenin taşıdığı hareketten çıkardığım bir gözlemdir.