أَمْ يَقُولُونَ نَحْنُ جَمِيعٌ مُّنتَصِرٌ · سَيُهْزَمُ ٱلْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ ٱلدُّبُرَ
Em yekûlûne nahnü cemî'un müntesır — se-yühzemü'l-cem'u ve yüvellûne'd-dübür "Yoksa 'biz yenilmez bir topluluğuz' mu diyorlar? O topluluk bozguna uğratılacak ve arkalarını dönüp kaçacaklar."
- نَحْنُ — "biz", çoğul zamir.
- جَمِيعٌ — tekil bir isim. Topluluk, bir arada olan bütün.
- مُّنتَصِرٌ — tekil sıfat.
Bu Arapçada hatalı değil; cemî' bir cins/topluluk ismidir ve tekil sıfat alır. Ama anlam bakımından yaptığı iş şudur: çokluğu tek bir varlık gibi konuşturuyor. "Biz ayrı ayrı kişiler değiliz; biz bir bütünüz ve o bütün yenilmez."
- سَيُهْزَمُ — tekil fiil, edilgen.
- ٱلْجَمْعُ — tekil, ve şimdi belirli (harf-i tarifli).
- وَيُوَلُّونَ — ÇOĞUL fiil.
- ٱلدُّبُرَ — tekil nesne.
Cümlenin ilk yarısı iddiayı kendi diliyle karşılıyor: tekil. "O topluluk bozguna uğratılacak." İddia "biz bir bütünüz" demişti; cevap "o bütün yenilecek" diyor.
| İddia (44) | Cevap — birinci yarı (45) | Cevap — ikinci yarı (45) | |
|---|---|---|---|
| Sayı | Tekil — cemî'un müntesır | Tekil — yühzemü'l-cem' | Çoğul — yüvellûne |
| Ne anlatıyor | Birlik iddiası | Birliğin yenilmesi | Birliğin dağılması |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum. Fiillerin ve isimlerin sayıları metnin doğrulanabilir gramer verisidir; buradan çıkardığım "birliğin dağılması" okuması benimdir.
Ve bu okuma, sûrenin baştan beri ilgilendiği şeyle uyumludur: kalabalık. Yedinci ayette insanlar çekirge sürüsüne benzetilmişti; elli birinci ayette eşyâ' (benzerler, taraftarlar) denecek. Sûre boyunca topluluk bir tema.
| Ayet | Biçim | Kim | Cümle |
|---|---|---|---|
| 10 | ٱنتَصِرْ — emir | Nûh, Rabbine | "Ben yenildim (mağlûb); sen yardım et" |
| 44 | مُنتَصِر — ism-i fâil | Onlar, kendileri hakkında | "Biz yenilmez (müntasır) bir topluluğuz" |
Ve sonuçlar da terstir: Nûh'un duası kabul edilir ve tûfan gelir (11-14); onların iddiası ise kırk beşinci ayette çürütülür.
Kendi okumam olarak kaydediyorum ve cümleye dökeyim: sûre, aynı kökü kullanarak iki tavrı karşı karşıya koyuyor — yardımı isteyen ile yardıma ihtiyacı olmadığını söyleyen. Ve fiilin kalıbı ikisinde de aynı; değişen tek şey, kimin fâil olduğu. Nûh'un cümlesinde fâil Allah'tır (intasır — sen yap); onların cümlesinde fâil kendileridir (müntasır — biz olanız).
Kök: ه-ز-م. Somut anlamı üzerinde dilcilerin naklettiği şey: hezeme'ş-şey'e — bir şeyi kırdı, çatlattı, içine çökertti. Hezîm — çatlamış, ses veren. Ve buradan bozguna uğratmak: bir ordunun düzenini kırmak.
Yani kelime, öldürmeyi ya da yenmeyi değil, düzenin kırılmasını bildiriyor. Ve bu, bir sonraki fiille (dağılıp kaçmak) tam uyumludur.
سَـ ile سَوْفَ arasında dilcilerin kaydettiği fark: se- yakın geleceği, sevfe uzak geleceği bildirir. Bu ayrımı naklediyorum; her yerde mutlak biçimde işlediğini iddia etmiyorum.
Kök: د-ب-ر. Somut anlamı: bir şeyin arkası, sonu. Dübr — arka. Dâbir — sonuncu, kökü. Tedbîr — bir işin sonunu düşünmek. Müdebbir — sonu düzenleyen.
Nâziât'de bu kök işlendi ve bu ayet orada anılmıştı.
Kelime tekil geliyor (ed-dübür), oysa özne çoğul. Bu, Arapçada cins isimlerinde yaygındır ve fasıla uyumuyla da ilişkilidir — yukarıdaki fasıla tablosunda kaydetmiştim. Enfâl 8/15-16'da aynı ifade çoğul kullanılır: lâ tüvellûhümü'l-edbâr.
Klasik tefsirlerde bu ayetin Bedir savaşında gerçekleştiği yaygın olarak nakledilir; sûre Mekkî olduğuna göre bu, önceden verilmiş bir haber olur.
Bu naklin ayrıntısına girmiyorum ve şu kaydı düşüyorum: rivayetlerin metni ve senedi konusunda kesin konuşamıyorum; bu yüzden bir râviye ya da kaynağa nispet ederek bir metin aktarmıyorum. Nakledilen görüşün varlığını kaydediyorum, dayanak yapmıyorum.
Ve şunu belirtmek gerekiyor: ayetin okunması bu nakle bağlı değildir. Cümle bir iddiaya cevaptır ve iddianın çürütülmesi, hangi olayda gerçekleştiğinden bağımsız olarak metnin içinde durur. Bir kısım müfessir zaten ayeti belirli bir olaya bağlamadan, genel bir hüküm olarak okumuştur.
Yukarıda "Mekkî mi Medenî mi" başlığında kaydettiğim gibi, bir kısım kaynakta bu ayetin Medenî olduğu ya da Medine'de nazil olduğu da nakledilir. Bu ihtilafı kaydediyorum ve tercih dayatmıyorum.