يَسْـَٔلُهُۥ مَن فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِى شَأْنٍ
| Ayet | Fiil | Kim | Ne |
|---|---|---|---|
| 29 | يَسْـَٔلُهُۥ — O'ndan isterler | Göklerde ve yerde olan herkes | İstemek |
| 39 | لَا يُسْـَٔلُ عَن ذَنۢبِهِۦٓ — günahından sorulmaz | İns ve cin | Sorulmak |
Aynı kök, on ayet arayla, iki zıt konumda. Yirmi dokuzuncu ayette yaratılmışlar soruyor; otuz dokuzuncu ayette onlara sorulmuyor.
Ve fiil muzâri, yani süreklilik bildiriyor: yes'elühû — "isterler, istemektedirler". Kesintisiz bir talep hali.
مَن — yine akıl sahipleri için kullanılan edat, tıpkı 26. ayetteki gibi. Ama burada kapsam açıkça genişletiliyor: "göklerde ve yerde".
شَأْن — kök ش-أ-ن. Bu kök Abese'de işlendi ve tam bu ayet orada örnek olarak veriliyordu. Orada kaydedilenler:
Hal, iş, durum, önemli mesele. Türkçedeki "şan" ve "şe'niyet" bu köktendir. … Kelimenin belirsiz (nekre) gelmesi büyütme içindir: "öyle bir dert ki". Tanımlanmıyor, sınırı çizilmiyor.
Ve burada da kelime nekredir: فِى شَأْنٍ — "bir işte". Belirsizlik aynı işi görüyor: iş adlandırılmıyor, sınırlanmıyor.
Bir. Külle yevmin öne alınmış. Arapçada öne alınan öğe vurgu ya da sınırlama bildirir; burada zaman zarfının öne alınması sürekliliği vurguluyor: her gün, istisnasız.
İki. Cümle isim cümlesidir: hüve fî şe'n — "O bir iştedir". Fiil yok. Yine sübût: bu, O'nun yaptığı bir şey değil, bulunduğu bir durum.
Ayet ne söylüyor: ilahî fiil kesintisiz sürüyor. Kur'an'ın başka yerlerde reddettiği "kurup bırakan tanrı" fikri burada da dışarıda bırakılıyor. Fâtiha bölümünde Rabb ismi için kaydedilen tespit aynısıdır:
Rabb ismi, kurup bırakan bir Tanrı fikrini dışarıda bırakır. Terbiye bir defa yapılıp biten bir iş değil, süreklilik ister. … Rabb, çalışan bir düzenin adıdır; kurulup terk edilmiş bir saatin değil.
Ayet ne söylemiyor: Allah'ın kendisinin değiştiğini. Klasik kelâm geleneğinde bu ayrım titizlikle korunmuştur: değişen O'nun işleridir, zâtı değil. Ayet zaten "her gün başka biri olur" demiyor; "her gün bir iştedir" diyor. Cümlenin öznesi O, yüklemi bir konumdur.
Klasik tefsirlerde "şe'n"in ne olduğuna dair sayılan şeyler şunlardır ve bunlar bir sınırlama değil, örneklendirmedir: diriltmek, öldürmek, vermek, almak, yükseltmek, alçaltmak, bağışlamak, karşılık vermek.
Ve dikkat: bunların hepsi karşıt çiftler halinde. Sûrenin bütünündeki çift örgüsü burada da beliriyor.
Bağ şudur ve klasik tefsirlerde sık kurulur: talepler kesintisizdir; karşılık da kesintisizdir. Ayet, sayısız isteğin karşısına sayısız işi koyuyor.
Ve buradan çıkan bir okuma daha var, kendi okumam olarak kaydediyorum: sûre baştan beri sabit bir düzen anlatıyordu — güneş bir hesapla gider, terazi konmuştur, deniz sınırını aşmaz. Bu ayet, o sabitliğin durağanlık olmadığını söylüyor. Düzen şaşmaz, ama düzenin sahibi hareketsiz değil.