وَفُرُشٍ مَّرْفُوعَةٍ
| Yer | Kelime | Ne |
|---|---|---|
| Bakara 2/22 | el-arda firâşen | Yer, insan için serilen döşek |
| Kâria 101/4 | ke'l-ferâşi'l-mebsûs | İnsanlar, savrulan kelebekler |
| Vâkıa 56/34 | füruş merfûa | Yükseltilmiş döşekler |
| Okuma | Füruş ne | Gerekçe |
|---|---|---|
| 1 | Döşekler — mecliste serilen yaygılar | Kelimenin sözlük anlamı budur; önceki altı öğe de nesnedir |
| 2 | Eşler — mecâzen | Arapçada firâş kelimesinin eş için kullanıldığı nakledilir; ayrıca bir sonraki ayetteki hünne zamirinin mercii sorunu bu okumayı destekler |
İkinci okumanın dayandığı asıl gerekçe dil değil, dizimdir. Otuz beşinci ayet şöyle başlıyor: innâ enşe'nâhünne — "biz onları inşa ettik". Hünne, müennes çoğul zamirdir ve en yakın mercii füruştur.
Birinci okumayı savunanların cevabı da nakledilir: zamirin mercii daha önce geçen hûrun în olabilir (22. ayet), ya da bağlamdan anlaşılan ve lafzen zikredilmemiş bir grup olabilir.
Bu ihtilafta tercih yapmıyorum. İki okuma da klasik tefsirlerde yer alır ve ikisi de gramerin izin verdiği sınırlar içindedir.
Şu kadarını kaydedebilirim: merfûa sıfatı birinci okumaya daha kolay oturuyor (yükseltilmiş döşek, üst üste yığılmış ya da yüksek sedirlere serilmiş), ikinci okumada ise sıfatın mecazî olarak "kadri yüce" anlamında açıklanması gerekiyor. Bu bir gözlemdir, tercih değildir.
Yükseltmek, kaldırmak. Somut anlam bir şeyi yerden yukarı almaktır; buradan derece yükseltme anlamı doğar.
Sûre içi bağ: üçüncü ayette hâfidatün râfia geçmişti — "alçaltan, yükselten". Kıyametin işi olarak. Kök şimdi döşeklerin sıfatı olarak dönüyor.
Bu, doğrulanabilir bir tekrardır. Buradan çıkarılabilecek anlamı kendi okumam olarak veriyorum: üçüncü ayette yükseltme bir hüküm işiydi; burada yükseltilmiş olan, o hükmün sonucunda varılan yerdeki bir nesnedir. Sûre, aynı kökü hem işlem hem sonuç için kullanmış oluyor.