إِنَّ ٱلْمُصَّدِّقِينَ وَٱلْمُصَّدِّقَٰتِ وَأَقْرَضُوا۟ ٱللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا يُضَٰعَفُ لَهُمْ وَلَهُمْ أَجْرٌ كَرِيمٌ
İnne'l-müssaddikîne ve'l-müssaddikâti ve akradû'llâhe kardan hasenen yudâafü lehüm ve lehüm ecrun kerîm "Şüphesiz sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar ve Allah'a güzel bir borç verenler — onlara kat kat verilir ve onlara değerli bir ecir vardır."
| Okunuş | Kök çözümü | Anlam |
|---|---|---|
| el-müssaddikîn (şeddeli) | tasadduka'nın (sadaka vermek) ifti'âl babından, t harfi s'ye idgam edilmiş | Sadaka verenler |
| el-musaddikîn (şeddesiz) | saddaka (doğruladı), tef'îl babı | Doğrulayanlar, tasdik edenler |
Her iki okuyuş da kaynaklarda nakledilir. Hangi okuyuşun hangi imama ait olduğunu kesin veremediğim için isim yazmıyorum.
Bağlam birinci okuyuşu destekliyor, çünkü ayetin devamında borç vermekten söz ediliyor ve sûrenin bütünü infak üzerinedir. Ama ikinci okuyuş da anlamlıdır ve sûrenin dokusuna uyar: 19. ayette es-sıddîkûn (çok doğrulayanlar) gelecek — aynı kökten.
- صدق (sıdk) — doğruluk, gerçeğe uygunluk
- صادق (sâdık) — doğru söyleyen
- تصديق (tasdîk) — doğrulama
- صديق (sıddîk) — çok doğrulayan; mübalağa kalıbı
- صداق (sadâk) — mehir, evlenirken kadına verilen
- صدقة (sadaka) — verilen mal
Neden "verme" fiili "doğruluk" kökünden adlandırılmıştır? Yaygın izah şudur: sadaka, iman iddiasının doğrulanmasıdır. Kişi inandığını söyler; sadaka, o sözün gerçek olup olmadığını gösterir.
Bu izah kelimenin yapısına uygundur ve ayetin iki okunuşunu birleştirir: musaddik (doğrulayan) ile müssaddik (sadaka veren) aynı şeyi yapıyor — biri sözle, öbürü malla.
İki isim sayıldıktan sonra bir fiil bağlanmış: "sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar ve borç verdiler…" Türkçede tuhaf duran bu yapı Arapçada da dikkat çeker, çünkü normalde bağlanan öğelerin aynı türden olması beklenir.
İzahı şudur: el-müssaddikîn ism-i fâildir ve ism-i fâil fiil anlamı taşır. Yani cümle mânen "sadaka verdiler ve borç verdiler" gibidir; bağlantı, lafza değil mânaya yapılmıştır. Arapçada buna atf ale'l-ma'nâ denir.
Bir başka izah, ve akradû'nun inne'nin haberi olduğu yönündedir; bu durumda cümle "sadaka verenler ve sadaka veren kadınlar — bunlar Allah'a güzel borç verdiler" biçiminde okunur.
11. ayette fiil etken ve fâili belliydi: fe-yudâifehû lehû — "onu ona kat kat artırsın." Burada fiil meçhul: yudâafü lehüm — "onlara kat kat verilir."
Fark tonda görünüyor. 11. ayet bir davet cümlesiydi ve orada karşılığı verenin kim olduğu vurgulanıyordu. Burada bir tespit cümlesi var ve vurgu alanlara kaymış.
Ve karşılık sıfatı aynı: أَجْرٌ كَرِيمٌ — 11. ayetteki ifadenin birebir tekrarı. Sûre, yedi ayet arayla aynı vaadi tekrar ediyor.