ٱلَّذِينَ يَبْخَلُونَ وَيَأْمُرُونَ ٱلنَّاسَ بِٱلْبُخْلِ ۗ وَمَن يَتَوَلَّ فَإِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلْغَنِىُّ ٱلْحَمِيدُ
Ellezîne yebhalûne ve ye'mürûne'n-nâse bi'l-buhl; ve men yetevelle fe-inna'llâhe hüve'l-ğaniyyü'l-hamîd "Onlar ki cimrilik ederler ve insanlara da cimriliği emrederler. Kim yüz çevirirse, şüphesiz Allah zengindir, övgüye lâyıktır."
Kök: ب-خ-ل: elde tutmak, vermemek. Buhl, verilmesi gereken yerde vermemektir — dilciler bu kaydı düşer: her tutma cimrilik değildir; hakkın olduğu yerde tutmak cimriliktir.
Bunu şöyle açıklayabiliriz ve bu kendi değerlendirmemdir: veren insanların varlığı, vermeyenin konumunu rahatsız eder. Kimse vermiyorsa vermemek normaldir; başkaları veriyorsa vermemek bir tercih haline gelir ve tercihin savunulması gerekir. En kolay savunma, tercihi genelleştirmektir.
Bu yüzden ayet ikinci aşamayı ekliyor. Cimrilik, kendi başına kalmıyor; bir norm üretmeye çalışıyor.
Kur'an bu ikili yapıyı başka yerde de kullanır: "Onlar cimrilik eden, insanlara cimriliği emreden ve Allah'ın kendilerine lütfundan verdiğini gizleyenlerdir" (Nisâ 4/37). Orada üçüncü bir aşama daha var: sahip olduğunu gizlemek.
Tevellâ ise ilginç biçimde zıt anlam taşır: arkasını dönmek, yüz çevirmek. Dilciler bunu şöyle açıklar: velâ, birine sırtını çevirip uzaklaşmayı da bildirebilir — yakınlık ilişkisinden çıkmak.
غني — kök غ-ن-ي: ihtiyaçsız olmak, yeterli olmak. Ğanî, "zengin" demekten önce muhtaç olmayandır. Aynı kökten iğnâ (zengin kılmak), istiğnâ (ihtiyaç duymamak).
حميد — kök ح-م-د: övmek. Fâtiha bölümünde tam olarak işlendi. Hamîd, "övülen" (mahmûd) anlamında bir mübalağa kalıbıdır.
Çünkü 11. ayette Allah borç istemişti. Ve orada kaydedilmişti: ifadenin cesareti, mutlak zengin olanı borç isteyen konumuna yerleştirmesindedir.
Ve bunun pratik sonucu şudur: infak, Allah'a bir katkı değildir. Vermeyen kimse bir eksiklik üretmiş olmuyor; kendi payını almamış oluyor.
Kur'an bunu başka yerde açıkça söyler: "İşte sizler, Allah yolunda infak etmeye çağrılıyorsunuz. İçinizden kimi cimrilik ediyor. Kim cimrilik ederse, ancak kendine karşı cimrilik etmiş olur. Allah zengindir, siz ise fakirsiniz." (Muhammed 47/38)
حميد isminin eklenmesi de anlamlıdır. Ğanî tek başına söylenseydi, bir mesafe kurardı: "ihtiyacı yok, öyleyse ilgisi de yok." Hamîd, bunu dengeliyor — ihtiyaçsız olan aynı zamanda övgüye lâyıktır; yani ilişki devam ediyor.