وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا وَإِبْرَٰهِيمَ وَجَعَلْنَا فِى ذُرِّيَّتِهِمَا ٱلنُّبُوَّةَ وَٱلْكِتَٰبَ ۖ فَمِنْهُم مُّهْتَدٍ ۖ وَكَثِيرٌ مِّنْهُمْ فَٰسِقُونَ
Ve lekad erselnâ Nûhan ve İbrâhîme ve ce'alnâ fî zürriyyetihime'n-nübüvvete ve'l-kitâb; fe-minhüm mühted, ve kesîrun minhüm fâsikûn "Andolsun, Nûh'u ve İbrâhim'i gönderdik; ikisinin soyuna peygamberliği ve kitabı verdik. Onlardan doğru yolu bulan da vardır; ama çoğu yoldan çıkmıştır."
Nûh ve İbrâhim'in seçilmesi rastgele değildir. Kur'an'ın anlatısında ikisi de birer başlangıç noktasıdır:
- Nûh — tûfandan sonraki insanlığın atası olarak anılır. Kur'an onun soyunu ayrıca kaydeder: "Onun soyunu bâki kalanlar kıldık" (Sâffât 37/77).
- İbrâhim — peygamberlik zincirinin ikinci başlangıcıdır; İshak ve İsmâil üzerinden iki kol açılır.
ذرّيّة — kök konusunda dilciler ayrılır: ذ-ر-ر (dağıtmak, saçmak), ذ-ر-و (savurmak) veya ذ-ر-أ (yaratıp çoğaltmak). Üçü de "yayılma, çoğalma" fikri taşır.
Ayet, peygamberliğin kalıtımla geçtiğini söylemiyor. Söylediği şey, peygamberlik kurumunun bu iki soy içinde sürdürülmüş olmasıdır — tarihî bir tespittir, bir hak beyanı değil.
Ve ayetin ikinci yarısı bunu zaten kesiyor: "onlardan doğru yolu bulan da vardır; çoğu yoldan çıkmıştır." Yani soy, kurtuluş garantisi değildir.
Bu, Bakara 2/124'te kurulan ölçünün aynısıdır: "Zalimler ahdime nail olmaz." İbrâhim soyu için soru sorulduğunda verilen cevap budur.
| Kelime | Sayı belirtimi | |
|---|---|---|
| Doğru yolu bulan | mühted | Tekil ve nekre — "bir kısmı" |
| Yoldan çıkan | fâsikûn | Çoğul — ve kesîr (çok) kaydıyla |
كثير kelimesi burada kritiktir. "Hepsi" denmemiş, "çoğu" denmiş. Aynı kayıt 16. ayette de vardı ve 27. ayette bir kez daha gelecek.
Sûre bu kaydı üç kez tekrar ediyor (16, 26, 27) ve bu tekrar, STYLE'da konan ilkenin metin içi karşılığıdır: bir dinî grup hakkında toptan hüküm kurulmaz; ayetin tarif ettiği vasıflardır.