ثُمَّ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَٰبَ تَمَامًا عَلَى ٱلَّذِىٓ أَحْسَنَ وَتَفْصِيلًا لِّكُلِّ شَىْءٍ … أَن تَقُولُوٓا۟ إِنَّمَآ أُنزِلَ ٱلْكِتَٰبُ عَلَىٰ طَآئِفَتَيْنِ مِن قَبْلِنَا وَإِن كُنَّا عَن دِرَاسَتِهِمْ لَغَٰفِلِينَ
"Sonra Mûsâ'ya kitabı verdik… 'Kitap yalnız bizden önceki iki topluluğa indirildi; biz onların okumasından habersizdik' demeyesiniz diye."
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: sûre boyunca karşı tarafın sözleri doğrudan aktarılıyor (6/29, 6/109, 6/148) — ve burada henüz söylenmemiş, söylenebilecek bir söz aktarılıyor. Yani mazeret, doğmadan karşılanıyor.
Ve ikinci bir mazeret de sayılıyor (157): ev tekūlû lev ennâ ünzile aleyne'l-kitâbü le-künnâ ehdâ minhüm — "bize kitap indirilseydi onlardan daha doğru yolda olurduk." Fâtır (Melâike) 35/42'de aynı iddia işlendi; oraya dayanıyorum.
هَلْ يَنظُرُونَ إِلَّآ أَن تَأْتِيَهُمُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ أَوْ يَأْتِىَ رَبُّكَ أَوْ يَأْتِىَ بَعْضُ ءَايَٰتِ رَبِّكَ يَوْمَ يَأْتِى بَعْضُ ءَايَٰتِ رَبِّكَ لَا يَنفَعُ نَفْسًا إِيمَٰنُهَا لَمْ تَكُنْ ءَامَنَتْ مِن قَبْلُ (158)
Son anda gelen imanın kabul edilmemesi: Zümer 39/54-59, Ğâfir (Mü'min) 40/84-85 ve Yûnus 10/90-92'de işlendi. Oraya dayanıyorum.
STYLE gereği bir kayıt: ev ye'tiye rabbüke ifadesi cismanî bir geliş olarak anlaşılamaz; dizinde Fecr 89/22'de aynı kayıt düşülmüştü. Klasik tefsirlerdeki tavırları (tefvîz / te'vîl) aktarıyor, tercih dayatmıyorum.