وَيَٰٓـَٔادَمُ ٱسْكُنْ أَنتَ وَزَوْجُكَ ٱلْجَنَّةَ فَكُلَا مِنْ حَيْثُ شِئْتُمَا وَلَا تَقْرَبَا هَٰذِهِ ٱلشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ
Ve yâ Âdemü'skün ente ve zevcüke'l-cennete fe-külâ min haysü şi'tümâ ve lâ takrabâ hâzihi'ş-şecerate fe-tekûnâ mine'z-zâlimîn
"Ey Âdem! Sen ve eşin cennete yerleşin; dilediğiniz yerden yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz."
Dizim nüktesi kaydedilmelidir: ayet vâv ile başlıyor. Ve yâ Âdem — yani bu hitap, önceki konuşmanın devamı olarak kuruluyor.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: İblîs'e söylenenler ile Âdem'e söylenenler tek bir konuşma dizisi hâlinde veriliyor. Bakara'da iki sahne ayrı ayrı kuruluyordu (2/34 ve 2/35); A'râf ikisini bir vâv ile bağlıyor.
Bu kalıp Bakara 2/35'te işlendi ve orada kaydedilmişti: yasak fiile değil, fiile götüren mesafeye konuyor; buradan "vesileleri kapatma" ilkesi çıkarılmış ve İsrâ 17/32 (ve lâ takrabü'z-zinâ) paraleli verilmişti. Oraya dayanıyorum ve tekrarlamıyorum.
Ve Bakara 2/187 bahsinde aynı kalıbın tilke hudûdullâhi fe-lâ takrabûhâ biçiminde geri döndüğü kaydedilmişti. Oraya da dayanıyorum.
| Sûre | Yasak | Sonucun adı |
|---|---|---|
| Bakara 2/35 | Ve lâ takrabâ hâzihi'ş-şecerate | Fe-tekûnâ mine'z-zâlimîn |
| A'râf 7/19 | Ve lâ takrabâ hâzihi'ş-şecerate | Fe-tekûnâ mine'z-zâlimîn |
| Tâhâ 20/117 | Fe-lâ yuhricenneküma mine'l-cenneh | Fe-teşkā — sıkıntıya düşersin |
Bakara ile A'râf bu noktada birebir aynıdır. Tâhâ ise yasağı ağaç üzerinden değil, İblîs üzerinden kuruyor ve sonucu şekāvet (sıkıntı) diye adlandırıyor — bu, Tâhâ'de sûrenin omurgası olarak işlendi.
Ve fe-tekûnâ mine'z-zâlimîn ifadesi kaydedilmelidir: sonuç, bir gruba dâhil olmak biçiminde veriliyor — tıpkı on birinci ayetteki lem yekün mine's-sâcidîn gibi. A'râf'ın grup dili burada da işliyor.
Ve bu ifade, yirmi üçüncü ayetteki itirafla örtüşür: rabbenâ zalemnâ enfüsenâ. Uyarıda kullanılan kök (ظ-ل-م), itirafta da kullanılıyor. Yani itiraf, uyarının kelimesiyle yapılıyor. Bu, metinden doğrulanabilir bir örtüşmedir.
Dizim nüktesi: izin min haysü şi'tümâ ("dilediğiniz yerden") biçiminde, yasak ise hâzihi'ş-şecerate ("şu ağaç") biçiminde — biri açık uçlu, öteki işaret zamiriyle sınırlı.
Bakara 2/35'te izin rağaden haysü şi'tümâ ("bolca, dilediğiniz yerden") biçimindeydi. A'râf rağaden kelimesini vermiyor. Bu, sayılabilir bir farktır.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: iki metin de izni yasaktan önce veriyor ve izin, yasaktan geniştir. Yasak bir ağaçtır; izin bütün geri kalanıdır.