قَالَا رَبَّنَا ظَلَمْنَآ أَنفُسَنَا وَإِن لَّمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ ٱلْخَٰسِرِينَ
"Dediler ki: 'Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan, mutlaka ziyana uğrayanlardan oluruz.'"
Ve orada İblîs'in cümlesiyle karşılaştırılmıştı: "İblîs de konuştu ama gerekçelendirdi ve suçu Allah'a yükledi (A'râf 7/16)." Oraya dayanıyorum ve tekrarlamıyorum.
Ayrıca Bakara'da telakkā Âdemü min rabbihî kelimâtin ifadesi işlenmiş ve "Âdem kelimeleri kendisi bulmuyor, alıyor; tövbenin kapısı zaten açık bırakılmış" diye kaydedilmişti. A'râf bu bilgiyi vermiyor; A'râf'ta doğrudan duanın kendisi geliyor. Bu, iki sûre arasında sayılabilir bir farktır.
| Yer | Kim | Cümle | Ardından |
|---|---|---|---|
| A'râf 7/23 | Âdem ve eşi | Rabbenâ zalemnâ enfüsenâ | Ve in lem teğfir lenâ ve terhamnâ… |
| Kasas 28/16 | Mûsâ | Rabbi innî zalemtü nefsî fe'ğfir lî | Fe-ğafera lehû |
Bir — sayı. A'râf'ta cümle ikildir (zalemnâ enfüsenâ), Kasas'ta tekildir (zalemtü nefsî). Bakara 2/35-36'da fiillerin ikil kipte gelişinin sorumluluğu paylaştırdığı kaydedilmişti; oraya dayanıyorum.
İki — talebin biçimi. Mûsâ doğrudan istiyor: fe'ğfir lî (emir kipi). Âdem ve eşi şart cümlesi kuruyor: ve in lem teğfir lenâ… le-nekûnenne mine'l-hâsirîn — istek, bağışlanmazsa ne olacağını söyleyerek dolaylı biçimde geliyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki cümlenin gramer yapısıdır: iki dua da suçu üstleniyor; ama biri emir kipiyle istiyor, öteki sonucu söyleyerek istiyor. İkincisi daha dolaylıdır ve arada bir şart bulunur. Bu bir izahtır, bir hüküm değil.
Üç — cevap. Kasas 28/16 bahsinde kaydedildiği gibi, Kasas'ta cevap hemen aynı ayette veriliyor: fe-ğafera lehû. A'râf'ta böyle bir cümle yoktur. A'râf'ta cevap yerine iniş emri gelir (24).
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum ve tabloya dayanıyorum: Bakara 2/37'de A'râf'ta bulunmayan bağışlanma bildirimi vardır (fe-tâbe aleyh); Tâhâ 20/122'de de vardır (sümme'ctebâhu rabbühû fe-tâbe aleyhi ve hedâ). A'râf onu vermiyor.
| Sûre | Tövbenin kabulü bildiriliyor mu |
|---|---|
| Bakara 2/37 | Evet — fe-tâbe aleyhi innehû hüve't-tevvâbü'r-rahîm |
| Tâhâ 20/122 | Evet — sümme'ctebâhu rabbühû fe-tâbe aleyhi ve hedâ |
| A'râf 7/23-24 | Hayır — dua ile iniş emri arasında bir cümle yok |
Bu, sayılabilir bir farktır ve Bakara'de "düşüş bağışlanmıştır, miras alınmaz, statü kaybı değil görev başlangıcıdır" diye kaydedilen çerçeveyi bozmuyor — çünkü aynı olayın bildirimi öteki iki sûrede açıkça vardır. A'râf'ın anlatımı burada kesiliyor ve doğrudan yeryüzüne geçiyor. Bunun sebebi hakkında bir iddia kurmuyorum; yalnız veriyi kaydediyorum.
خ-س-ر kökü: eksilme, zarar. Kök Asr 103/2'de (inne'l-insâne le-fî husr) ayrıntılı işlendi; oraya dayanıyorum.
Ve dokuzuncu ayette aynı kök geçmişti: fe-ülâike'llezîne hasirû enfüsehüm. İki ayet arasında bir örtüşme var ve kaydedilmelidir:
| Ayet | Cümle | Kim |
|---|---|---|
| 7/9 | Hasirû enfüsehüm | Tartısı hafif gelenler |
| 7/23 | Zalemnâ enfüsenâ … le-nekûnenne mine'l-hâsirîn | Âdem ve eşi |
İki ayette de aynı iki kelime yan yana: nefs ve husrân. Ve ikisinde de zarar başkasına değil kişinin kendisine veriliyor.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: dokuzuncu ayette bu bir hükümdür (dışarıdan verilen bir tespit); yirmi üçüncü ayette bir korkudur (kişinin kendi ağzından). Aynı kelime, iki ayrı ağızda.